Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük VII: “cemil meriç, bu ülke, deneme” – Halit Selim Dönmez
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük VII: “cemil meriç, bu ülke, deneme” – Halit Selim Dönmez

Paylaş

Cemil Meriç

Cemil Meriç, hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi. Tefekkürün tecessüm etmiş hâli. Hakikat âşığı. Şuur meftunu. İrdeleme memuru. Peşin hükümler düşmanı. Düşünmeye değil, doğru düşünmeye ileten kılavuz. Kavram fatihi. Bilgi müridi ve fakat asla bilgi hamalı değil! Biliş ve seziş insanı. Kıta kıta gerçeğin izini süren gezgin. Klasik anlamda sağla da solla da bir arada kalamamış bir arada kalmış. Yaşamak için kendine kitaplardan oluşan bir dünya inşa eden mimar. Aydınlanmak ve aydınlatmak iştiyakıyla aya merdiven dayamaya hazır çılgın. Yalçın irade. Uslanmaz bir us bileyicisi. Yenilmeyi bile utku sayan bir yeniden tanımcı. Tabu yıkıcısı. Münekkit ve dahi öz eleştirmen. Kalemiyle putlar kıran inkılapçı. Hıyanet kalesinde kapanmaz gedikler açan bomba. Kelam yurdunun kamus bekçisi. Söz virtüözü. Dil doktoru. Türkçe muhafızı. Tılsımlı müellif. Nadir bir nasir. Bir kitap-adam. İlgi birikimi, deha ve samimiyetin bileşkesi.

Cemil Meriç; bir çağın vicdanı, bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin: Bu Ülke’nin.

Bu Ülke

Bu Ülke, sözcüklerle örülmüş ülke. Kültürel direnişin ve dirilişin kitabı. Kitap değil; muhakeme, muhasebe, mukayese sahası. Türk edebiyatının vahası. Dahası okuyucusunu; öz benliğini, kimliğini ve kodlarını tanımaya teşvik eden bir üslup şaheseri. Güruhlaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir toplumu kendi köklerini aramaya, geçmişle bugün arasında sağlam köprüler kurmaya yönlendiren estetik bir davet. Doğu’dan kopan ancak Batı’ya bağlanamayan, araf civarlarında öylece debelenip duran bocalamış Türk aydınsalına yöneltilmiş bir “Titre ve kendine gel!” ikazı. Düşünce mirasını tekrar üstlenebilmesi, içtimai hafızasına yeniden sahip çıkabilmesi için Türk milletine armağan edilmiş ahenkli bir çağrı. Bu Ülke, “Hazır ol cenge eğer ister isen sulh ü salah!” deme yürekliliğini gösterebilecekler için fikrî ve edebî bir er meydanı.

Bu Ülke, deneme türüyle (de) harikalar yaratılabileceğini kanıtlayan, anıt gibi bir başyapıt.

Deneme

Deneme, bolca “bence.” Yalnız, her “ben”in “zübde-i âlem” olduğunu idrakle, yazarın kendinden yola çıkıp nihayetinde insanı ve evreni anlama çabası.

En hür, en gür tür. Gürlüğü ve hürlüğü, melezliğinden. Deneme, türlerin kardeşliği. Bütün türleri anaca kucaklayan bir ana tür. Onu sanatsal değil de öğretici metinler sınıfına dâhil etmek, akademik bir safsata. Dal değil, ağacın kendisi.

Tatlılardan aşure. Musikide özgün tarz. Tanıma sığmaz. Alaşım. Bileşim. Hepsinden biraz. Türlerüstü bir konum. Hâkim bir tepeden kenti seyir. Hayli genişse de kapsama alanı; alanı, taliplisi müşterisi sınırlı. Çünkü temel şart, serazat bir üslup, bir imza yani kendine has.

Hakkında ne denirse densin, bir türlü yerini bulamamış bir tür deneme. Oysa tüm edebî yolların kavşak noktası. Çeşitler arasılık. Doğru, bir nevi arafta kalmışlık; ama bu “arada kalmışlığa” maruz kalmışlık değil, bu “arada kalmışlığı” tercih etmişlik, bu “arada kalmışlıktan” memnun olmuşluk. Ben bilirimcilik değil de şöyle de düşünebilirizcilik biraz. Mütevazı bir insan gibi yok sayılan bu yüzden. Hâlbuki alçak gönüllülük kadar albenili, alçak gönüllülük kadar yüksek.

Bir denemeciye “Başka bir edebî türe geçmeyi düşünmüyor musun?” diye sorulmaması gerektiğini bilmeyen Bay Yılmaz Aymaz’a yanıtım olsun: Deneme bir atlama tahtası değil genç dostum, bir geçiş safhası değil, bir ara durak değil, bir doru Burak: Bin de gör götürdüğü yeri.

Alır mı dersin seni sırtına?

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DÜŞÜNCE

“Dehâ ve Dâhi” – Hüseyin Ahmet Çelik

I. “Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır” der Peyami Safa. Deha’nın kökenine...

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIX: “edgar allan poe,  morgue sokağı cinayetleri, ölüm” – Selma Aksoy Türköz

Edgar Allan Poe Korku ve gizem denince akla gelen ilk isimlerden biri...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XVIII: “karacaoğlan, koşma, harami” – Mehmet Aycı

Karacaoğlan “Güzel gerek övülmeye / Yiğit gerek sevilmeye.” Türk şiirinin yüz akı...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XVII: “rasim özdenören, gül yetiştiren adam, vicdan” – Ceyda Akcan

Rasim Özdenören Okuyucusuna farklı çeşmelerden ulaşan bir isimdir o; hikâye, deneme, eleştiri...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XVI: “elia suleiman, burası cennet olmalı, ironi” – Muhammet Sağlam

Elia Suleiman Filistinli auteur yönetmen Elia Suleiman, çağdaş dünya sinemasında benzersiz bir...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”