deneme

7 Makaleler
DÜŞÜNCE

“Dostoyevski’nin Tövbesi” – Süleyman Karaca

İnsan Tövbesi  İnsan ruhunun en karanlık taraflarını iğdiş eden yazarlar vardır. Fakat çok azı  karanlığın içinden bir arınma imkânı çıkarabilmiştir. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski,...

DÜŞÜNCE

“Edebiyatta Patronaj: Leylâ Hanım’ın Kasidelerinde Fahriye Geleneği” – Veysel Altuntaş

Divan edebiyatı, yüzyıllar boyunca ördüğü estetik ve düşünsel dokusuyla sadece bir şiir geleneği değil; Osmanlı toplumunun ruhunu, kültürünü ve zihniyetini yansıtan zengin bir...

DÜŞÜNCE

“Görülme Çağında Kaybolan İnsan” – Halil İbrahim Delen

Bazen düşünüyorum…İnsan, hakikatin ağırlığını taşımaya ne kadar hazırlıklıysa, sosyal medyanın hafifliği de onu sınamak için o kadar hazır bekliyor.Sanki biri “hazmetmeyi”, diğeri “parlamayı”...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük VII: “cemil meriç, bu ülke, deneme” – Halit Selim Dönmez

Cemil Meriç Cemil Meriç, hayatını Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi. Tefekkürün tecessüm etmiş hâli. Hakikat âşığı. Şuur meftunu. İrdeleme...

DÜŞÜNCE

“Kitabı Hız Çağına Yem Etmek” – Veysel Altuntaş

İnsan, artık yalnızca yaşadığı anın içinde değil, o anın kendisine nasıl yeteceğinin de peşinde. Zamanın kendisine dar geldiği bir çağda yaşıyor insan. Bir...

DÜŞÜNCE

“Hatırlatma Dozu” – Halit Selim Dönmez

Yok Dünya, ısrarlı bir arayış ama o aradığını asla bulamayış. Aradığını bulabilmek, aradığının bu dünyada bulunmadığını bilebilmek. Hayat Nedir Anne? Hayat; yaşamayı bilme...

DÜŞÜNCE

“Bozuk Satıh” – Halit Selim Dönmez

Engerek Tatlı dilin, yılanı deliğinden çıkardığı belki vakidir ama yılanlaşmış insanlara tesir edebildiğini göreniniz var mı? Ağzı Var Dili Yok Ömrümde ilk kez,...

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”