Ana Sayfa #YOKLAMA “Mehmet’e Mektup” – Ömer Sürçilisan
#YOKLAMA

“Mehmet’e Mektup” – Ömer Sürçilisan

Paylaş

Say ki sana bu mektubu, çehresi hiç açılmamış gelinin utangaçlığıyla, -sulandırma lan- burnunun sızısıyla karnının ağrısını dedesinden emanet alan gariban bir adamın baktığı gibi dünyaya, işte burada, şu beş metrekarelik bir odada, hiç çekinmeden, utanmadan ama yine biraz sızıyla karışık yazıyorum. Duygular değişir, sen değişme!

Elleri var Mehmet. Ama tutamıyorlar. Gözleri var, göremiyorlar. Kulaklarını çek aradan. Duymasalar da uyduruyorlar. Ayaklarından bihaberler. Sanki bir kış günü düşmüşüz önlerine de aman dilemişiz onlardan. Oğlum vallahi yalan! Biz bu dünyaya, etimizle kemiğimizle, bu dünyaya geldik. Ne gördüysek babadan, atadan and içtik iman ettik.

Hatırla ve unutma bir daha: İkrar etmiştik. Hanidir bir türkü çıkmıştı radyoda. Kimdi söyleyen, Neşet mi? Mahsuni mi? Kazancı Bedih deme sakın! Ona boyumuz yetmez. Sen nereden getirdiğini hâlâ bilmediğim bir paket Bahar’la çıkagelmiştin. İşte orada. O akşamda. Birbirimizin kalbine bakmıştık da sobanın aleviyle yanıp tutuşmuştuk. Ben hep orada mı kalsaydım diyorum arada? Doktor yasakladı dememi biliyor musun? Doktor düşünmeme bile karışıyor. Geçmişe takılıp kalmışım ben. Bir şey de şuna!

Aslına bakarsan henüz nerede olduğumu tam olarak idrak edebilmiş değilim. Kendimi kandırıyorum. İnanmazsın insanlara gülümsüyorum. Merhaba diyorum. Selam. Üzerinize olsun. Acaba ben? Saçmalama lan. O kadar da değil.

Bazen diyorum ki Allah’a ve Resulüne sonsuz imanım olmasa şu kullarını, tepeden tırnağa, hücresinden çeperine şu kullarını -şşş doktor yasakladı demiştim değil mi? İçimden geçirmekte mi suç oğlum? Makine miyim ben? İnsanım. Hani şu eşref-i mahlukat. Tövbeler olsun.

Soracaktım ama unuttum, affet. Biliyorsun, çok yoğunuz buralarda. Trafiğe çıkıyoruz, görücüye çıkar gibi. Devletimiz nazik ve kibar olmamızı istiyor. Karnelerimize pekiyi yapıştırmasa da eğer akıllı olursak üstümüzü çizmiyor. Bu bile bir şey.

Soracaktım. Hah. Peki sen nasılsın? Beni soracak olursan, günleri birbirine geçiriyorum. Günler birbirine geçiyor. Hangi günü gördün akşam olmamış diyorsundur şimdi. De. Ne çıkar. Değişmiyor hiçbir şey. Doktorum değiştiremezsin demişti de inanmamıştım. Kendin dışında hiçbir şeyi. İyi de görmüyor doktor kendimi. Çocukluğumdan bu yana ne kaldı değişmeyen eprimiş kalbimden başka?

Beni çok romantik buluyorlar, çok duygusal. Erkek dediğin sulu göz mü olurmuş. Erkek dediğin vurdu mu masaya yumruğunu, soğanı iki eşit parçaya. Arkasında karısı bu davranışı takdir ederek. O günler geride kaldı Mehmet. Ne dediğin, ne demediğin.

Geçen görüştüğümüzde şikâyetçi değilim demiştin. Kabul ettim. Şehri, caddeleriyle, sokaklarıyla. Annemi ve babamı, karımı ve çocuklarımı. Ama bir kendimi kabul edemedim. Doktora gitmeyi düşündün mü dediğimde bana küfürler savurdun. Düşünüyorum da hak etmişim lan. Doktor kim, biz kimiz? Kim bize istemediğimiz bir şeyi kabul ettirebilir ki?

Ben hâlâ oradayım Mehmet. Ne konuşsak, ne söylesek, orada külüstür bir kasetçaları kalemle hizaya çekmeye çalışırken, alnımızda garibanlığın iziyle, dut sallıyorum sabahları. Akşamları tarlaya gidiyorum. Tırpan vuran dedemi seyrediyorum. Babaannemin sakinliğine şaşıyorum. Bir ineğimiz vardı. Onu gözlerinden öpüyorum. Ulan bak yine geçmişe gittim iyi mi? Hiç de uyarmıyorsun adamı!

Neyse ne diyordum?

Sahi sen nasılsın? Ödeyebiliyor musun taksitlerini?

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Soruşturma: Öykü ve Sanalizasyon” – Aykut Ertuğrul

Dijital baskıya önsöz: Berhava’nın ilk sayısını, Güz 2015 takvimiyle yayına hazırlarken yaptığımız...

#YOKLAMA

“Naat Çalmardı” – Kadir Daniş

iki cihanın avaresi, sermesti aşkınAllah’tan başkası yokturu çok zor anladıçılgın, yalnız, küskün,...

#YOKLAMA

“Berhavasözlük’ün Kısa Hikâyesi”

Dijital baskıya ön söz: 2010’lu yıllar. Dergilerde sözlük yazıları meşhur ve yaygın...

#YOKLAMA

“Mehmet’e Mektup III” – Ömer Sürçilisan

Bugün sana hiçbir şey anlatmayacak kadar yorgun düşmüş bir adamın hıncıyla, bugün...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”