ÖYKÜ

30 Makaleler
ÖYKÜ

“Sümeyye, Cumartesi ve İkinci Seans” – Abdullah Yıldırım

Komşunun yarın alacağız diye emanet ettiği finoyu üç gün sonra güç bela teslim ettik. “Yok efendim nişandan sonra İzmir’e gitmişler de birkaç güne...

ÖYKÜ

“Şehir Havası” –  Akif Hasan Kaya

Uzun yıllar sonra nihayet Almanya’dan izine gelen oğlu, yaşlı adama ahşap ve gösterişli bir baston getirdi. Hediyesini, sanki bir krala kılıcını takdim eder...

ÖYKÜ

“Semiramis Hanım’ın Vasiyeti” – Nail Aliyev

Yaşar Kemal ve Tilda Kemal’e Babaannem… Bu hayatta ne istediysem yaptı. İsteklerim de makuldü gerçi. Enfes tahinli çörekleri örneğin. Tüm fedâkarlıklarının, bir babaannenin...

ÖYKÜ

“Her Zamanki Prompt” – Emame Akman Harmancı

“Bakış açınızı değiştirmelisiniz ki dünya değişsin.” (Kirazın Tadı – 1997) Dergi ofisindeki masasında üst üste yığılı çıktıları gördü. Ekibe yeni aldıkları şu yirmi...

ÖYKÜ

“Bu Bir Birgündür” – Merve Uygun

Uçuşan acı zerreleriyle dolu geniş bir ışık huzmesi üzerine düşerken gölgesi zift gibi döşemeye yapışmıştı. Antika şömine saatinin neden büfenin üzerinde durduğunu anlayamamıştı....

ÖYKÜ

“Hikâyenin Kalbi” – Ali Güney

Gece. Serin bir rüzgâr. Kaldırımlarda ürkek tıkırtılar. Sokak lambalarının sisle dansı. Bir hikâyenin, yalnızlıktan ve huzursuzluktan doğuşu için hazırlanan iç sıkıntıları. Yürümek istiyor....

ÖYKÜ

“Selviler Arasında” – Feyza Cengiz Dündar

                                                  Sesi ruhuma işleyen dedem’e ve tüm unutulmuş hikayelere… Sokağın sonunda eski bir çeşme vardı. Bir zamanlar susuz kalmış nice insana nefes olmuştu,...

ÖYKÜ

“Güneşi Alnında Taşıyan Kız”- Saliha Ferşadoğlu İlhan

Yusuf’un Züleyha’sı, Sezar’ın Kleopatra’sı, Süleyman’ın Hürrem’i neyse Ilgın da o olmak istiyordu. Kalçalarını kapatan kara saçlarına, iğde sarısı gözlerine bakılırsa cennetten kaçmış bu...

ÖYKÜ

“Hikâyenin Kalbi” – Ali Güney

Gece. Serin bir rüzgâr. Kaldırımlarda ürkek tıkırtılar. Sokak lambalarının sisle dansı. Bir hikâyenin, yalnızlıktan ve huzursuzluktan doğuşu için hazırlanan iç sıkıntıları. Yürümek istiyor....

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”