Engerek
Tatlı dilin, yılanı deliğinden çıkardığı belki vakidir ama yılanlaşmış insanlara tesir edebildiğini göreniniz var mı?
Ağzı Var Dili Yok
Ömrümde ilk kez, hiç konuşmayan efendi bir berbere denk gelebildim galiba diye düşünüyordum; adam ahraz çıktı iyi mi?
Dikkat Köpek Var!
Çarşıda pazarda, yolda yolakta, ipsiz sapsızca pitbul gezdiren tasmasızların hayvan sevgisinden kuşkumuz yok; ancak bu kimselerin insan olduklarına dair bir güvence de veremiyoruz.
Kurusıkı
Usulü asıl sanmak, bizi usul usul postmodern edebiyata götürür. Götürdü de nitekim. Şimdilerde bu tarz bir yapıtla karşılaştığımda yazarına sormak istiyorum ister istemez: Sunuşun iyi, ama sunu nerede?
Sıyrıntı
Mensubu bulunduğunuz ailenin son çocuğu iseniz, kırk yaşına da gelseniz bizim küçük oğlan/bizim küçük kız nitelemesine muhatap olmaktan kurtulamıyorsunuz. Bu durum, bir bakıma, sözünün dikkate alınmaması gereken kişi olmaktan çıkamadığınızın ve çıkamayacağınızın da önemli bir göstergesidir.
Elde Değil
Temiz gözükmek adına şeffaf eldiven taktığı elini hem istenenleri kese kâğıdına doldurmakta hem de para alıp vermekte kullanan bir simitçinin eldivensiz bıraktığı öteki eli gibi şaşkın, mahzun ve işlevsizdik sanki hayatta.
Çifte Standart
Romantiklik ile sapıklık arasında çok ince bir çizgi vardır: İltifatta/teveccühte bulunduğunuz kişi nazarında muteber iseniz “romantik” olursunuz, şayet saygın bulmadığı biriyseniz “sapık!”Fiiller aynı, ama failler ayrı; o hâlde yakıştırılan sıfatlar da farklıdır. Farklı da laf mı, bambaşkadır!
Pot
Bir insan tarîkat sözcüğünü târikat diye telaffuz ediyorsa ondan tarikatlar hakkında dinlenilecek hiçbir şey yoktur. Ama hiç meraklanmayın: Herifçioğlu “ehli olmadığı konularda hutbe irat etme” tedrisinde âdeta yüksek ihtisas sahibi olduğundan, adını bile düzgün söyleyemediği kavramlar hakkında ahkâm kesebilecek kadar eçhel olduğunu kendisine hatırlatabilecek bir babayiğitle karşılaşana dek, takipçilerine ürün pazarlamaya devam edecek.
Madaratör
Eskiden “görgüsüzlüğün ilanı” kabul edilen özçekim yapmanın son dönemde “moda” oluvermesi, önceleri zavallılık işareti olan yırtık giysilerle dolaşmanın şimdilerde “trend”leşmesi ve evvelce sefillik belirtisi sayılan kısa paçalı pantolonların hâlihazırda “akım” hâline gelmesi, “modernizm” denen illetten ve “postmodernizm” denen şirretten nefret etmemiz için yeterli sebeplerdir.
Sitem İstemi
Sevgi ya da saygı icabı, yakınlık ya da mesafe düzeyleri doğrultusunda, yerindelik gözetilerek ve asgari nezaket kuralları delinmeden seçilmesi gereken sen ve siz hitaplarını, muhatabın toplumsal mevkisine veya ondan elde edilmesi umulan çıkara göre kullanan küstahlara –soylu direnişimdir!– hep sormak istemişimdir: Ben sensem, sen neden siz olasın, a sersem?
Fakat diyememiş, sade istemişimdir. İstem –yegâne– işimdir.
Pabucu Yarım Sevda
Modern bireyin aşka olan tutumu, ayakkabıya olan tutumuna benzer. Çünkü o, yeni aldığında üzerine toz konmasından dahi sakındığı, ama gün geçtikçe artık bağcıklarını bile çözüp bağlamadan çıkarıp giydiği, hatta arka kısımlarına basa basa zamanla bir terlik hüviyetine büründürüp alt klasmanlarda süründürdüğü o pabuca davrandığından daha özenli davranamaz, sevdiğini iddia ettiği insana.
Ne diyordu şarkıcı: “Üstüme basıp geçme!”
Ge-çe-cek! Ama bu da geçecek cancağızım, bu da geçecek.
Kabirler biraz da bunun içindir.
Ustaya Saygı Kaygısı
Günümüz şarkıcılarının, Uzun İnce Bir Yoldayım türküsünü modernize edip yeniden yorumlarken, Âşık Veysel’in kendisinin bile “Bilmiyorum ne hâldeyim.” şeklinde şakıdığı kısmı, ısrarla “Bilmiyorum ne haldayım.” biçiminde, güya köylü ağzıyla söylemeye kalkışması, kraldan çok kralcı olma hastalığımızın musiki dünyasındaki trajikomik bir tezahürüdür. Üstelik son dörtlüğe gelinince tutarsızlık rüzgârı tekrar hükmünü sürdürür: “Şaşar Veysel işbu hâle.”
Ben de hayret ediyorum işte işbu ahvale. En az Baba Veysel kadar!
“Ayak” Topu
Eski Türklerdeki tepük oyunundan bu yana, idare ettiği takım yenildiğinde “Kaybettik ama mühim olan iyi oynamaktı.” diyerek süreç odaklılığı; takımı galip geldiğindeyse “Kötü oynadık ama önemli olan üç puandı.” diyerek sonuç odaklılığı öven yanardöner adamlara, dense dense “teknik traktör” denir.
Tiryakinim
Takım tutmak, âşık olmaya benzer: İki eylemde de akıl devre dışıdır. O nedenle ikna, telkin ve izah gibi makul yöntemlerle bir futbol kulübü meftununu meylinden vazgeçiremezsiniz. Bilakis siz caydırmak için üstüne ne kadar giderseniz onun bağlılığı, tutkusu ve körlüğü de o denli artacaktır. Öyle ki tuttuğu takıma transfer olduğu için taparcasına bir ilgiyle karşıladığı, yaşı biraz geçkin, belki de sırf bu sebeple o takıma gelmeye tenezzül etmiş “yıldız” oyuncunun, sezon bitiminde hatta bazen bitmeden aslında kulüple ve taraftarla arasında hiçbir duygusal bağ olmadığını kanıtlarcasına kendisini rakip ekibin kollarına bırakması sonucunda cefakeş fanatiğimizin yaşadığı o ihanete uğramışlık hissi bile sevdasından döndüremezken fukarayı, sen hangi ehlîleştirme girişiminden müspet bir netice umabilirsin ki?
Umamazsın. Hani nasıldı o söz, “Futbol kitlelerin afyonudur.” muydu?
Yorum Yaz