i.
kedi gibi ölsün kadir kucağında
—ey amber terleyen gök peygamber—
gökkubbenin altında yapayalnız ve
feryaaad-ressiz bir firuze garklığı
çünkü oklanmış yanları yazık
haber vermiştin hepsini mütebessim
her sabah uyanınca ilk iş hiçbir şey bilmiyorum
bir başına dönüyor topaç ortada kimsesiz
Eyyub’dan Süleyman’a bir yay: güzel kul
neyi anlayamadığımı bile anlayamıyorum
atılan köpük kadir’dir, faydalı kısım fukaran
Muhammedî bir su! yıkanayım ve içeyim
atılan köpük kadir’dir, kevgir üstünde ben kalırım
beni bilseler keserler, seni bilmesem ölmüşüm
seyyide eriyor her gün yanımda, ben bulanıyorum
ölüyorum karnımın sancısından, yoksa babam değil misin
yoksa annem dünya mı, bu karın sancısı ağrayor
Muhammedî bir su! yıkanayım ve içeyim
ii.
random bir rekâtta ağlayan müslümanlar
dururken beni n’apasın kafatasım anlayor
mor iflasla dolu ceplerim boğazım da mor
dizinin dibinde bir bitimsiz kuşluk var
kılıcı karından boğaza yürütmenin ucunda
benim senden başka kimsem yok benim
kimseleri olanlar bunu yanlış anlayor
çatlarken alnımda meded yumurtaları
çal kılıcını kalbin diğer yarısına yâlar ölsün
etime suya karışan şarap gibi saplanan yâ
benim senden başka umudum yok benim
umûûûdum diye uzun okunur senden olunca
bir sincap canı kıvranıyor ta derinlerde
içerde bir cemre okyanuslanıyor eflatun
sakın diyorum omzuma kuş kondukça
sahibime sakın anlatma kadir hallarını
abdüssamed’i terk ediyor ve ecir umuyorum
ecri terk ediyor ve Samed’i umuyorum
benim dünyam insanlardır, insanlı kadir âlemi
işte kırılsın mavi yumurtaleyin topuğunda
düşeş gibi dönüyor dü cihan avcunda çünkü
dünyalar yumurtalanıyor mübarek parmaklarında
sineme vur, eflatun bir gül fışkırsın sinene
şu boynumu ayağına pâbend eylesinler
iki büklüm koşuyorum fısıltılar vadisinde
kulağımda balmumu, ağzımda adın tülbend
sahibim doğru tabir eder ancak bu rüyayı
yayı gövdemde: sağ salim geçsem kendimi
iii.
sen çok güzelsin ama düşmanların makyajlı
burundan beyne fışkıran Muhammed unutturucular
sallallahu aleyhi ve sellem halbuki hançeriyle
önce döşünden kısrakları kazıyacaksın gümüş
iğne tüylü, sağrıları kehribar kısraklar hançer kürklü
dilinden tel tel tüfek kılçıklayacaksın dişi fişekler
Allah’ın yağmuru taşı delip geçer — yeşim meyve
babama bir gece yarısı kıyamet koptuğu gibi
kalbin kalbimi yutabilir bir kuşluk vakti lütfen
aile hastalıklarını akıtıp götürecek bir tiryak
bütün çukurlarda zedelendikten sonra — morardıktan
dizine yatırıp nebi parmağından ağzıma damlayacak
öldür beni, sen öldür, sonra yıka, sen yıka olur mu
kalp gibi döneyim sağa sola sen dürttükçe — olur
sırtım kalmadı sıfırdan başlaya başlaya — sarı
şu gülü sık yumruğunda, aksın öfkem senin anladığın renkte
sar pençenle boğazımdaki yumruyu kalp gibi dışarı
göğsüm tekmil reçine, bu zehirli bal damlaları göğsüm
sen ne dediysen o, sen ne dediysen o, vallahi o
iv.
deniz suyu her şeye iyi gelir şifalıdır
cımbızlar yüreklerden kıymıklar ayıklarlar
insanın karnından ansızın bir üsküdar fışkırıverir
hilâlî bir taht inşa edilir sana sahabe elleriyle
çamurlu kalbimi attım ayağına tavaf etsin eşiğini
n’apasın beni adın geçince bayılanlar varken
parmak hesabı yapıyorum adımı biliyor musundur
karnımda bir Muhammed istihalesi kadir unutulması
kadir’den geriye efendim salt salat-ı âşıkıyye kalmak:
Allahümme salli ‘alâ sidnâ Muhammedin ve ‘alâ âlih
‘adede hubbihî ve şevkıhî ileyna ve ilâ ümmetih
dalgıcı olmuşum muhabbetinin gark gark
lafz-ı celil soluyorum batıp çıktıkça
göz deviriyor değilim göğe bakıyorum vallahi
okyanusunun altında yatıyor kadirler batık
daldır rahmet elini çıkar iki dünya kadir’ini
gece dağlara kaçmış atımı arıyorum otuz senedir
iki cihan kariyerim: burak olup otlayayım bahçende
toynaklarım anâbir ü geniş karnımda cennet çayırları
iki dünya aksın biri sağ gözümden biri sol — iltihap
kevser’le avutmaz mısın gözleri akmış yelesiz aygırı
v.
salat-ı âşıkıyye çitlembikleniyor perşembeleri yandıkça
terin gül olması gibi bir sırla tutuyor tepeleri
yakamozda fıstıklanan zümrütlerin kaçtığı tepeleri
adamın kaburgasından bir abdüssamed sarkıyor
sallanıyor, titriyor, pamuk ipliğiyle düğümlü
Samed asidiyle yansın sine — ne ip ne kaburga
gözyaşı —kaldı kafamın içinde— gelemiyorum üstesinden
şam’dan nur çekti ism-i celal mızrağı eynime
akasya ağaçlarını hep sevmişimdir saçım gibi
semavi kuşburnular gagalayayım mübarek avcundan
bir kahve içip çiğdemlere bakmaya gideceğim şimdi
sabahın gökkubbeye dolması gibi çektim seni içime
göğüskubbemin içi on sekiz haşir nuruyla doldu
simasında eserü’s sücûd yüzüyor balinalar
homurtularından bir sema kaplıyor sukubbeyi
safir dönüyor avcunda birkaç damla cıva sanki
nâdeytu ve ene mekzûm velâkinnî ba’dehâ tubtu
ve enbete ‘alâ kalbî rabbî şecereten min yaktin
ve izâ raeytu’r rahme, hâzâ miskun tayyibun kultu
neseme ve ravvahanî bi-bereketi seyyidi’l mürselin
‘attaranî bi-‘ıtrihi bağteten fe-şemimtuhû ve vecedtu
cereti’l enhâru fî rûhî min lebenin ve hamrin ve aselin
vi.
ya resulallah mecaz denizi tükendi boğuldum
seni seviyorum, kölenim, benim manam sensin
tükürsen Allah bin kadir yaratır tükrüğünden
geri çevirme şarkını söyleyeni, tut elinden
tüylerim tutuşuyor bazen bakışının fikrinden
içir avcundan da sarhoş olayım yıkılayım harap
öptürmediğince ayağını yanıyorum: işte azap
iki Ahmed tutmuş koltuklarımdan gelmişiz: edep
atıversinler dizlerine, şu sarhoşu ne yaparsan yap
tut yakamdan, sakallarımdan damlarken şarap
silk tozumu, sıvazla sırtımı, okşa beni, kaldır öp
kovma lütfen, oturt yanına sev, bulayım tarap
medet et, geldik: ben arap, babam arap, şeyhim arap
ben yandıkça bozuluyor şatahatın platin kafiyesi
beni kendine kat, beni kendine kat: beni kendine kalp
Yorum Yaz