Ana Sayfa berhava

berhava

118 Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIX: “edgar allan poe,  morgue sokağı cinayetleri, ölüm” – Selma Aksoy Türköz

Edgar Allan Poe Korku ve gizem denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Edgar Allan Poe, yalnızca karanlık hikâyelerin yazarı değildir. Modern kısa...

ÖYKÜ

“Sümeyye, Cumartesi ve İkinci Seans” – Abdullah Yıldırım

Komşunun yarın alacağız diye emanet ettiği finoyu üç gün sonra güç bela teslim ettik. “Yok efendim nişandan sonra İzmir’e gitmişler de birkaç güne...

#YOKLAMA

“Naat Tavil” – Kadir Daniş

aşk kufisi dehliz sarnıç oralarda kurulmuş, mecburen Cezayirsu dökmekle sırf harlanır bu ateş, cehenneme at sen bu ateşikızıl devenin su içişiyle içeyim nazarını,...

DÜŞÜNCE

Ömer Seyfettin, Yazmak Sanatı ve “Homeros” – Hüseyin Ahmet Çelik

Sir Christopher Edward Nolan’ın Odyssey uyarlamasının gösterime girmesiyle beraber kahir ekseriyeti lehte olmak üzere onlarca yüzlerce binlerce görüş bilgi değerlendirme sağımızdan solumuzdan bir...

BERHAVAKİTAP

“Şiir Okuma Kılavuzu Üzerine” – Ekrem Elmas

Şiirin yeryüzünde kapladığı alan üzerine yazılmış çizilmiş sayısız metin, şiirin ne olduğuna dair sayısız görüş var.  Örneğin şiir Batı’dan gelen kültürel soykırıma karşı...

SÖYLEŞİ

Halit Selim Dönmez ile Deneme Üzerine

Sorular: Hüseyin Ahmet Çelik // Merhaba. İsminizi 2011 yılında Edebî Müdahale’de görmüş olmalıyım. Hafızamı zorlayınca size Cafcaf’ta da rastlamış olabilirim diye düşündüm. Ve...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XVIII: “karacaoğlan, koşma, harami” – Mehmet Aycı

Karacaoğlan “Güzel gerek övülmeye / Yiğit gerek sevilmeye.” Türk şiirinin yüz akı şairlerimizden biri. Pek çok yönüyle biricik. Dört yüz yıl önce yaşamış...

ÖYKÜ

“Şehir Havası” –  Akif Hasan Kaya

Uzun yıllar sonra nihayet Almanya’dan izine gelen oğlu, yaşlı adama ahşap ve gösterişli bir baston getirdi. Hediyesini, sanki bir krala kılıcını takdim eder...

DÜŞÜNCE

“Dehâ ve Dâhi” – Hüseyin Ahmet Çelik

I. “Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır” der Peyami Safa. Deha’nın kökenine...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”