Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Paylaş

Mevlâna İdris

1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk kalması ve büyümeye direnmesidir. Şiirleri, denemeleri ve masalları ile çocuk edebiyatında 40’tan fazla kitaba imza atmış ve çeşitli ödüller almıştır. Çıkardığı ÇETO (Çocuk Edebiyatı Tercüme Ofisi) çocuklar için değil, çocuk kalbi taşıyan herkes içindi. Mottosu da şuydu: “Aklın varsa büyüme!” Asıl amacı, çocuklardan öğrenmek ve onlara erişebilmekti.

Gözleri bu çağa bakarken bakışı çocuklara ve çocukluğa çevrilmiştir. Mevlâna İdris, insan olmasaydı bir uçurtma olurdu. Uçurtma gibi o da çocuğun elindedir ama göğe aittir. Yakıtı rüzgâr ve koşan çocuk ayacıklarıdır. Çocuk nereye ve hangi yöne koşarsa onu takip eder, böylece göksel ve ilahi olana yaklaşır. Aynı zamanda bu uçurtma olma ve uçma hâli, Mevlâna İdris’in yeryüzünün gerçekliğinin ötesinde fantastik ve düşsel bir âlemi arzulamasıyla da ilişkilidir.

Mevlâna İdris’in kalemi ve âlemi asimetrik ve sevimli görüntüler yansıtan bombeli, tümsek veya sihirli ve komik aynalara benzer. Nitekim o, mizahsız hayatı çekilmez bulan biridir. Dünyaya baş aşağı sallanarak ve ters bakmanın alfabesini yetişkinlere öğretir, çocuklara ise hatırlatır.

Mevlâna İdris’i en iyi kendisi tanımlayacaktır:

 “Normal olacak kadar anormal değilim. Çocuklar için normali tekrarlamayı anlamsız buluyorum. Kaldı ki çocukları, büyüklerin dünyasına ait normallerden biri olarak hiç düşünmüyorum. Sıra dışı bir varlık olan çocuğa sıradan bir anlatı sunmak iyi bir şey değil. Dolayısıyla masallarımda da, çocuklar için yazdığım şiirlerimde de gerçeği, ‘normalin’, ezberin biraz dışında bir şey söylemek istiyorum.”

Romantik Tilki

Bilindiği üzere tilkiler kurnaz, stratejik ve kümes hayvanlarına düşkün bir tabiattadır. Mevlâna İdris’in Romantik Tilki masalında ise tilkinin yaşamı yaşlı andız ağacının dibindeki küçük menekşeye selam vermek ve masal anlatmak ile anlam bulur. Gün gelir, çocuklar menekşeyi koparır ve pencerelerinin önüne bir bardağa koyarlar. Tilki ise masallarını her gece gelip pencere önündeki menekşeye anlatır. Menekşe ile birlikte tüm orman ve insanlar da hayranlıkla masalı dinler ve masalın devamı için sonraki geceyi iple çeker. Ta ki tilki bir gün dinleyiciler arasında tavuğu görene kadar. Tavuğu alıp kaçan tilki, o geceden sonra masalını tavuklara anlatır.

İnsanlar yalnızca menekşeyi değil menekşe ile tilkinin arkadaşlık köşesi olan yaşlı andız ağacının dibindeki o mahrem büyüyü de koparmış ve tilkiden ayırmıştır. Tilki tribün veya cemiyet değil, dinleyen bir arkadaş arar. Ondan menekşeyi alan kalabalığın içinden onu mest olmuş hâlde dinleyen bir tavuğu kapar. Tavuğu onlardan ayırır ve kendinin kılar. Esasında kurnaz, stratejik tavrı tilkiye insanlar öğretmiştir. Masalın ters simetrik görüntüsünde şunları da görebiliriz: Tavuk olanlar tilkinin masallarına kanar; tilki, kandırmak için tenhayı kollar ve tilki arkadaş değil, düşünce ve hislerini aktaracak bir kapı arar.

Arkadaşlık

Menekşenin topraktan koparılıp pencere önünde bir bardağa konulması Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalında Pamuk Prenses’in cam bir tabuta konulması gibidir. Prens, Pamuk Prenses’i kurtarmak için türlü yollar arasa da yedi cüceler durumu kabullenip prensesi cam tabuttan seyredip ilişkilerini sürdürmeyi seçmişlerdir. Romantik tilki, yedi cücelere benzer. Cüce ise masalların iç yüzünde erişkinliğini tamamlayamamış erkeği temsil eder. Tilki, menekşeye bardağın ardından seslenir ve onu kurtarmak için bir girişimde bulunmaz. Önemli olan kendi anlatacaklarıdır. Oysa arkadaşlıkta konuşmak ve dinlemekten mürekkep bir paylaşım vardır.

Tilki, sadece masal anlatmayı seçtiği için menekşeyi kendi hâline terk eder ve masallarını, kaptığı bir tavuğa anlatır. Arkadaşı edinmez, kapar. Tilkinin duygusu değişse de tabiatı değişmez. Kendi anlatısının devamı ve duygularının semirilmesi için tuzak olarak masalları kullanır, yani karşı tarafı etkisiz ve sarhoş bırakacak, uyutacak o yönteme başvurur.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir

Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu biyografisini yüz kelimeyle anlatmak bir hayli güç. Düz...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XII: “sâmiha ayverdi, dost, iyi insan” – Melek Tosun

Sâmiha Ayverdi Günümüzde dahi önemli bir değere sahip olan yazar ve mütefekkir...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XI: “cemal şakar, portakal bahçeleri, zulüm” – Akif Hasan Kaya

Cemal Şakar Modern Türk öyküsünün en önemli yazarlarından birisidir. 1982’de başladığı yazarlık...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük X: “ayşe şasa, delilik ükesinden notlar, Allah ağrısı” – Tuba Kaplan

Ayşe Şasa Ayşe Şasa (1941 doğumlu), varlıklı bir ailede büyüdü. Bu “refaha”...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”