Leyla bir içim sudur namazda gelir bazen
yattığın hasırda kestiren avare arı
erik çiçekleri içinde, karnım hep polen
ne dünya işi aklında, ne ahret çıkarı
elhamdülillah her işim rast, keyfimiz kekâ
gıdım çalışmadım hırkanı giyeli beri
muhabbet yer içeriz, hiç boşalmaz bu sofra
kırılır kaşığım sofradan dönersem geri
gülbeşeker bölüştük bu sofrada fukarayla
insan değilim artık, Muhammedî bir sinek
kırk gözümü kullanıyorum her gün sırayla
ama kime ne anlatayım, el ne bilecek?
ceketi değiştik çok şükür, heybemiz pekmez
gök altındaki bu zaman bize verilmiştir
her sabah cennete girerim ben, bir gün sekmez
al bu hamd gülünü, fenâ saçıma iliştir
hamdı ağaç altında bulduk arkadaşlarla
sincap yavrusu gibi, avuç içi kadardı
ağzımız açık bekliyoruz yâ Resûlallah
meded! şahin sütüne iştahımız kabardı
feskınâ yâ sîdî, tâ key olalım sırf teşne
gece uyuyamıyoruz göz kamaşmasından
mahmur amberler sızıyor koynumuzdan taşra
bıkar mı esrik efendi hiç yanaşmasından
siyahsızlıktan kör oldu geçenlerde biri
bu Rabb’den başka şey görmez artık demiş doktor
o tükürdükçe topladık bir kucak safiri
yaktı safirleri Sîdî Ahmet, oldular kor
herkes sakin sîdî, kimse çekinmiyor artık
herkese yetecek kadar şatahatımız var
bizi bu halde görseler dönüp kaçar halk:
parslarız, arslanlar, şahinler, kurtlar, ayılar
bizi dağ sanır halk, gelgelelim biz bulutuz
dışarıdan bakanlar sanır ahmak cühela
kursakta buğday, gönülde kaygı, tende uyuz
zırhsız çıkmış keriz, başında bin türlü bela
alamayacağımız şey yok, milyoneriz biz
cüzdanlarımız dolu “el yâkûtu ve’l mercân”
bir kadehçik süt verir misin ey efendimiz
seni görmediği gün, n’olsa, sıkılıyor can
önceden hepimiz evliydik, sonra boşandık
incirlerimi büyük bir keyifle yiyorum
eski dilberimiz her gün sürünür tefârik
sedeften karamel kaşıklıyoruz diyorum
titrer perşembe akşamları yeni doğan tay
sıfırdan yaratılan gönül durmaz kıvranır
Hayy, başındaki kuşu korkutmazsan var ya Hayy
görürsün sahabe huzurda nasıl davranır
başımıza tünemiş minik ve korkak kuşlar
gagasından iksir damlayan kemal kuşları
güzel sesli, altın tüylü, tok gözlü berduşlar
Allah’ın bülhe canlar atan has berduşları
anlat ey muganni o kuşları ve şarâbı
anlat Hasancığım dev gövden, Dâvûd sesinle
anlat nasıl şakırmış bu şarâbın harâbı
baştan çıkar bizi ud kokulu nefesinle
Muhammed mutlu adamı sever arkadaşlar
efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
O’na kurban olmakta en büyük saadet var
Allah’ın parsı duyar mı hiç dünyada elem?
yâ Resûlallah yanaklarımdan öper misin?
yayla suları getireyim ak bağdaşına
furun kızışınca buz kesiyor ham dervişin
ömrümü asıversin mi Kadir yay kaşına?
kaldır nikabını efendim dilim azürde
senden gayrıyı görmeyen gözüm görsün seni
sakalım süt yaşı, başım hoş, sırtımda bürde
Allah razı olsun, acıtmadan öldür beni
Leyla bir içim sudur namazda gelir bazen
yattığın hasırda kestiren avare arı
erik çiçekleri içinde, karnım hep polen
ne dünya işi aklında, ne ahret çıkarı
Yorum Yaz