Ana Sayfa #YOKLAMA “Naat Şükür” – Kadir Daniş
#YOKLAMA

“Naat Şükür” – Kadir Daniş

Paylaş

Leyla bir içim sudur namazda gelir bazen
yattığın hasırda kestiren avare arı
erik çiçekleri içinde, karnım hep polen
ne dünya işi aklında, ne ahret çıkarı

elhamdülillah her işim rast, keyfimiz kekâ
gıdım çalışmadım hırkanı giyeli beri
muhabbet yer içeriz, hiç boşalmaz bu sofra
kırılır kaşığım sofradan dönersem geri

gülbeşeker bölüştük bu sofrada fukarayla
insan değilim artık, Muhammedî bir sinek
kırk gözümü kullanıyorum her gün sırayla
ama kime ne anlatayım, el ne bilecek?

ceketi değiştik çok şükür, heybemiz pekmez
gök altındaki bu zaman bize verilmiştir
her sabah cennete girerim ben, bir gün sekmez
al bu hamd gülünü, fenâ saçıma iliştir

hamdı ağaç altında bulduk arkadaşlarla
sincap yavrusu gibi, avuç içi kadardı
ağzımız açık bekliyoruz yâ Resûlallah
meded! şahin sütüne iştahımız kabardı

feskınâ yâ sîdî, tâ key olalım sırf teşne
gece uyuyamıyoruz göz kamaşmasından
mahmur amberler sızıyor koynumuzdan taşra
bıkar mı esrik efendi hiç yanaşmasından

siyahsızlıktan kör oldu geçenlerde biri
bu Rabb’den başka şey görmez artık demiş doktor
o tükürdükçe topladık bir kucak safiri
yaktı safirleri Sîdî Ahmet, oldular kor

herkes sakin sîdî, kimse çekinmiyor artık
herkese yetecek kadar şatahatımız var
bizi bu halde görseler dönüp kaçar halk:
parslarız, arslanlar, şahinler, kurtlar, ayılar

bizi dağ sanır halk, gelgelelim biz bulutuz
dışarıdan bakanlar sanır ahmak cühela
kursakta buğday, gönülde kaygı, tende uyuz
zırhsız çıkmış keriz, başında bin türlü bela

alamayacağımız şey yok, milyoneriz biz
cüzdanlarımız dolu “el yâkûtu ve’l mercân”
bir kadehçik süt verir misin ey efendimiz
seni görmediği gün, n’olsa, sıkılıyor can

önceden hepimiz evliydik, sonra boşandık
incirlerimi büyük bir keyifle yiyorum
eski dilberimiz her gün sürünür tefârik
sedeften karamel kaşıklıyoruz diyorum

titrer perşembe akşamları yeni doğan tay
sıfırdan yaratılan gönül durmaz kıvranır
Hayy, başındaki kuşu korkutmazsan var ya Hayy
görürsün sahabe huzurda nasıl davranır

başımıza tünemiş minik ve korkak kuşlar
gagasından iksir damlayan kemal kuşları
güzel sesli, altın tüylü, tok gözlü berduşlar
Allah’ın bülhe canlar atan has berduşları

anlat ey muganni o kuşları ve şarâbı
anlat Hasancığım dev gövden, Dâvûd sesinle
anlat nasıl şakırmış bu şarâbın harâbı
baştan çıkar bizi ud kokulu nefesinle

Muhammed mutlu adamı sever arkadaşlar
efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem
O’na kurban olmakta en büyük saadet var
Allah’ın parsı duyar mı hiç dünyada elem?

yâ Resûlallah yanaklarımdan öper misin?
yayla suları getireyim ak bağdaşına
furun kızışınca buz kesiyor ham dervişin
ömrümü asıversin mi Kadir yay kaşına?

kaldır nikabını efendim dilim azürde
senden gayrıyı görmeyen gözüm görsün seni
sakalım süt yaşı, başım hoş, sırtımda bürde
Allah razı olsun, acıtmadan öldür beni

Leyla bir içim sudur namazda gelir bazen
yattığın hasırda kestiren avare arı
erik çiçekleri içinde, karnım hep polen
ne dünya işi aklında, ne ahret çıkarı

1 Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk kalması ve büyümeye direnmesidir. Şiirleri, denemeleri ve masalları ile çocuk edebiyatında...

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Sarı Saçlarına Deli Gönlümü” – Halit Selim Dönmez

Türkü tadında yaşamak isteyenlere… Hayır, yanlış söyleniyor o türkünün sözleri. Abdurrahim Karakoç...

#YOKLAMA

“Naat İn” – Süleyman Karaca

1100001 : 1*97 : 1إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ tut ki koptu...

#YOKLAMA

“Naat Tavil” – Kadir Daniş

aşk kufisi dehliz sarnıç oralarda kurulmuş, mecburen Cezayirsu dökmekle sırf harlanır bu...

#YOKLAMA

“Oğlumun Kaybolan Ayakkabı Teki” – Zeynep Acar

“Hikâye rutin dışıdır. Hep olan bir şey olmaktadır ama o gün başka...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”