i.
kritik bir karar vermek gerekiyor şimdi
seni bir daha görmek de görmemek de deniz
biri tuzlu, suyu acı, içilmez, tayfunlu
diğeri yangın, ateş, nitekim alışkınız
aleyhisselam İbrahim’e oldu ateş gül
yüzünü yalayan yalım değil, meltem tatlı
som ateşin içinden salt okyanusla çıkar
ejderhaya içirmek isterse Rabbim kımız
bunca isyanımı hoşgören tutar elimden
parsın midesi neyi sindirmez bilir Rabbi
semavat sofrasında Kevser ibrikleri, bal
inşaallah diz dize olsun kürk bağdaşımız
kalp dediğin metamorfoz geçiren bir safir
yumruk kadar, kat kat, oynak, sınırsız, içeri
kalbimin kalbinin kalbinin içinde kimyâ
subhanallah, bu ne sürat ya Rabbi, bu ne hız
tut elimden Zahmetleri Bitiren gelince
Zevkleri Kesen arkadaşımız olduğunda
Önceyi Unutturan koynumuza girince
sen topla mahsulü, zaten yakılacak anız
ey himmet gökdeleni Thymos perdesini yırt
merhamet sinende patlamış eflatun nilüfer
alaca vaşağın kafasını koparayım
insan başı tak yerine, kalmasın kafasız
gelincik, safran, Fâsî yeraltı şehirleri
bir nazar kıl, hadraya kalkalım: Karaviyyûn
bir nazar kıl, ve bir kucak Tanca portakalı
Haddâd kimyâsıyla altûûûn, duramam hadrasız
nazar kıl sîdî, adamının adamıyız hep
pis geldik, el öptük, pak döndük elhamdülillah
tükürsen kimyâdır, çeşmenden içtik, nazar kıl
Şam’dan İstanbul ve Fes’e, kalmayım kimyâsız
Meknes’te yeşermiş gördük o esrar ağacı
ışık gülünün kokusu akmış melekûta
cellabesiyle kefenleneyim sultanların
elleriyle teyemmüm olsun gaslim: cihan-sûz
sen okyanussun, güneşsin, firuze meltemler
göğü dolduran yakut meltemler, kıpkırmızı
safir kalbinde mübarek gül-cıva-kristal
ve okyanusun nur-şifa ilikleridir: tuz
soyut mercan kasırgaları, gül yangınısın
kulzüm gibi muhît hilâlî ezanlarsın sen
karayı ağartan, duman dağıtan fırtına
sırf adıyla cehennem söndüren görkemli buz
mişkât sensin, mısbâh kalbin, zücâce göğsün: nûrsun
kevkeb-i dürrîdir yüreğin, inci ve yıldız
ateşsiz tutuşur mayanda İbrahimî yağ
nasıl takat getirsin baksın göz: kayaya sız
yâ resûlallah bu nûra gark ediver beni
göğsünden güneş doğur, kalmasın hiç karanlık
yedi denizin altından karanlık göğsümde
yak bütün nisbetleri, [(sen)in] olayım yâ’sız
ii.
Majorelle bağında ahiret bülbülü: Arap
Muhammediyye bahçesinde jakaranda: mor
şu enkazdan kendine yakışır bir adam yap
nûr-pervaz eden pervanen olayım pervasız
dudağından kırmızı değil Marakeş: celâl
parslar doğuran arslan, ateşten kurtaran: Tûr
alnımdan öpmedikçe geçmez bende bu melâl
sende fena bulayım ahiretsiz dünyasız
Arab’ın ve Acem’in efendisi, sultansın
gül-ateş girdiğin rüyaları gene sen yor
herkes şaşar beşer, bir tek sen İnsan’sın
öyle fenâ et ki beni, benden kalmasın iz
bir ânın ne yapacağı hiç, hiç belli olmaz
neyim var aşktan başka? hiç… aşk… başka neyim var?
şu erguvan kuşlarından yedir bana biraz
melekût izlesin kükremeler sarhoşu pars
rahmeten li’l-âlemîn ve seyyidü’s-sakaleyn
harîsun aleyküm hazretleri, üzünü’l-hayr
uğruna var olmuş içindekilerle kevneyn
leylâkî nûrunu içir bana eyyâm-ı bîz
ey sedef kalbi müminlere Raûf ve Rahîm
ey kuşaklardan yakalayan, ey mutlu çayır
çevirme geri, gidecek yerim yok, seninim
dudağından bir kehribarla yansın alnımız
ey avcu deniz, ey merhameti bahr-ı muhît
sipehsâlâr efendim ki keremle nam salar
ey babam, ey canım, işte kafeste granit
dolaşan çelik kâdir değil sormaya rumuz
sultanım, nasıl istesin bilemez ki gedâ
göz yaşarmaz, padişahın yaşına güvenir
sensin ruh, sensin selam, sensin sevda, su, hevâ
tekmil nûrunla yaratılmıştır bunca nüfûs
açım, susuzum, çıplağım, hastayım, kimsesiz
yedir, içir, ört, sağalt, kendine eyle vezir
benim kalbimi sen yar isterim efendimiz
tükür de yıka, kalmasın masivaya heves
ey adıyla bulanıklıkları berrak eden
ey ki salavatınla çukurlarda kalmaz kir
ey bir nazarıyla başı dik, alnı ak eden
çal nur kılıcını gönlüme, karanlığı kes
Yorum Yaz