
Sorular: Hüseyin Ahmet Çelik
Merhaba. Öykülerinizi sanıyorum ilk kez 2015’te, Berhava Öykü’de okumuştum. Leylek Isırığı, bence gecikmiş bir öykü kitabı. Çocuk kitaplarınız var epey. Kısaca şöyle diyeyim: Saliha Ferşadoğlu İlhan’ın entelektüel biyografisinin bugüne kadarki bölümü ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Babamın bir akşam elinde rengarenk bir çocuk kitabıyla çıkageldiği, erkek kardeşimle aynı anda, merakla satırları okuyup sayfaları çevirmek için birbirimizi beklerken sabırsızlandığımız o günden beri okur yanı ağır basan bir yazarım. Evde büyük bir kütüphane vardı; Kütüb-i Sitte ciltleri ile Dostoyevski, Tolstoy, Knut Hamsun, Mehmet Rauf, Halit Ziya yan yana dururdu. Ortaokul yıllarımda bunları okuduğumu hatırlıyorum. Bir de annemin Kemalettin Tuğcu tadında kendi hayatından anlattığı hikâyeleri vardı her gece. Gözlerim dolu dolu dinlerdim onu. Ben dokuz yaşımdayken babam kardeşlerimle beni kütüphaneye götürüp üye yaptırmıştı. Evimize yakın olduğu için yürüyerek her hafta kardeşlerimle kütüphaneye gider, güzel kitaplar seçerdim kendime. O günden bugüne gelince okumak hâlâ çok ciddi bir mesai tutuyor hayatımda. Şimdi de boş derslerimi, teneffüsleri, kızımdan izin istediğim vakitleri yazmaktan çok okumaya ayırıyorum. Yazmaksa, az ama devamlı yaptığım bir uğraş. Hiç kopmadığım, yılmadığım, ısrarla yürüdüğüm bir yol. Çünkü dünyayla bu şekilde baş edebiliyorum. Şöyle bir geriye dönüp bakınca 2010’da ilk kitabım yayımlanmış. Eylül 2015’te Dergâh dergisinde ilk öyküm yayımlandı. Yine 2015’in güz sayısında Berhava dergisinde ikinci öyküm yayımlandı. O tarihten beri dergilerde öykülerim yayımlanıyor. Bazıları kıymetli bulmasa da önemsediğim için öykü yarışmalarına da katıldım, dereceler aldım. Ancak kitaplaşma serüveni on bir yılı buldu öykülerimin. Yazmak istediklerim hangi alanda kendini iyi ifade edecekse o alana yöneldim. Bir yetişkin öykü bir çocuk edebiyatı diye diye zikzaklar çizerken hikâyelerimin kitaplaşması süreci epey uzadı. Bazı bahtsızlıklar da söz konusu oldu Leylek Isırığı için. Ancak hepsi geride kaldı. Geldiği nokta çok güzel oldu. İlk kitap acemiliklerinin olmadığı, tekrar tekrar üzerinden geçtiğim bir kitap nitekim.
“Seyr” ve “Süluk” olmak üzere iki bölüm, on üç öykü var Leylek Isırığı’nda. Dışarıdan bakınca kadınlar, erkekler, ilişkiler, aile, çocuk, yalnızlık, insanlar arasına karışma ya da karışamama… göze çarpan konular. İçerden bakınca siz ne görüyorsunuz? Leylek Isırığı’nda nasıl bir ton ya da tema gözettiniz?
Tespitiniz çok doğru. Kaleme aldığım günümüz ve dönem öykülerinde ortak bir nokta var: İlişkiler üzerine yazmayı çok seviyorum. Gabriel Garcia Marquez, bir röportajında, “yaşadığım her şeyin edebi bir değeri varmış” diyor. Buna gönülden katılıyorum. Çevremizdeki her şey, edebiyatla ifade edilebilir. İnsanın kendiyle ve diğerleriyle olan temasını gözlemlemek hem gizemli hem keyifli. Yalnızken de kalabalıklar içindeyken de canlı ya da cansız varlıklarla sürekli iletişim halindeyiz. Bir arkadaş, bir hayvan, bir çiçek veya bir masayla bağ kuruyoruz. Bu hal bana çok muazzam geliyor. Bu halleri yazarken insanlara bir büyüteç tutuyorum öykücülüğümle. Anlamak ve anlamlandırmak için. Bunu en iyi hayatın içinden anlar yakalayarak yapabiliyorum.
Hikâyenin unsurlarından biri olan olay örgüsü her hikayemde titizlikle yerini alıyor. Bir de sinematografik bir atmosfer kurmanın derdindeyim… Yazarken, gözümde canlanan sahneleri kelimelere dökerek ilerliyorum. Her şeyin görselleştiği bir dünyada buna ihtiyacımız var. Leylek Isırığı’ndaki öykülerde bunlara özellikle dikkat ettim. Tabi bunu iyi yapıp yapamadığıma okur karar verecektir.
Öykü dergilerini ya da dergilerdeki öyküleri takip edebiliyor musunuz? Günümüz öyküsünün ve edebiyatının seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Üniversite yıllarımdan beri düzenli olarak öykü dergilerini takip ediyorum. Bursunu kitaplara, dergilere yatıran tiplerden biriydim. Bugünse hem matbu hem dijital dergilerin sıkı bir okuruyum. İkisinin de tadı farklı ama ikisi de çok keyif veriyor. Zira nihai noktada eylem okumak. Sadece öyküleri değil yazarlarla yapılan söyleşileri de merakla okurum.
Öyküye gelirsek… Bence Türk edebiyatının bugünkü kralıdır öykü. Günümüz Türk öyküsü üretkenliğiyle öne çıkıyor son yıllarda. Aslında gayet doğal bir durum. Bizim kültürümüzün özünü kıssalar oluşturuyor. Semavi dinlerin kitaplarına baktığımızda hep hikâyeler anlatılır. Bu da bize yansıyor haliyle. Bugün Türkiye’de o kadar çok öykü yazarı var ki… Her gün birileri bu kafileye katılıyor. Bazen hangisine yetişeceğimi şaşırsam da ben bu bolluğu bereket olarak görenlerdenim. İyi metinler keşfedince mutlu oluyorum ve anında o yazarın hayranı oluyorum. Diğer kitaplarını okumak için inanılmaz bir iştah kabarıyor içimde. İyi romanlar ve iyi şiirler de yazılıyor. Ama öyküye göre daha az. Geçenlerde bir söyleşide Olga Tokarczuk’un edebî kariyerine öyküyle devam edeceğini okudum. Hız çağında insanlar uzun, çetrefilli romanlar okumaya pek rağbet göstermediği için yazar bu kararı almış. Bu olumsuz görünen durum edebî türler içinde öykünün işine yarıyor. Okunurluğunu ve göz önünde olunurluğunu arttırıyor.

Peki çocuk edebiyatı?
Okul öncesi yaş grubu için basılan kitaplardan on bir yaş ve üzeri için yazılanlara değin hepsinde harika kitaplar okura sunuluyor. Son 10 yılda ülkemizde geldiği nokta inanılmaz. Farklı türde çok kaliteli kâğıt baskılarıyla, renkli, harika çizimleriyle, çok değişik ve özgün kurgularıyla bir sürü iyi kitap basılıyor. Hatta birçok romancı ve öykücünün de çocuk kitapları yazdığını görüyorum. Anne babalar çocuk edebiyatına yoğun ilgi gösteriyor.
Öykücü, öğretmen, çocuk kitapları yazarı olmanızın yanında bir de seyyah tarafınız var. Otuz altı ülkeye seyahat ettiniz. Size, mesleğinize, edebiyat çalışmalarınıza bir katkısı oluyor mu? Bu vesile ile şunu da konuşmak isterim: Kişisel hayatımız, mesleğimiz, uğraşlarımız birbirini illa ki beslemeli mi, birbirinden etkilemeli mi, “parçalarımız” aynı teknede harmanlanmalı mı? Bu mümkün mü ya da gerekli mi?
Seyyah olmanın en güzel yanı hep kitaplarda okuduğum, okullarda derslerde öğrendiğimiz meseleleri bizzat deneyimleyip yaşamak. Bilgi seviyesinden çıkıp tecrübe ettiğimiz an dönüşüm başlıyor. Üstelik seyahat konfor alanının dışına çıktığımız için de dönüştürücü. Asla kolay bir meşguliyet değil, beraberinde zorluğu da barındırıyor. Biz eşimle gezeceğimiz yerlerden kalacağımız otellere kadar her türlü planlamayı kendimiz yaptığımız için bir yanıyla zorlu bir yanıyla öğretici de oluyor. Rehber de biziz seyyah da. Böylelikle yolun dönüştürücülüğü duygularımı ve yaşayışımı da değiştiriyor. Bunu öğrencilerimle paylaşmak güzel oluyor. Dümdüz, kitabi bilgi vermek yerine hakkalyakin olanı anlatırken çocukların uykulu gözleri birden açılıveriyor. O rikkat halini fark etmek keyifli. Misal, Buhari ve Tirmizi’yi işlerken Özbekistan’ın medreselerinden bahsetmek, Medine’den Basra’ya rihle yapan ravilerin aylarca süren yolculuklarını anlatırken deveye binmenin nasıl rahatsız edici olduğunu aktarmak ilgi uyandırıyor. Böylece seyahat sadece beni değil dolaylı olarak onları da etkiliyor.
Aynı durum, yani etkilenme meselesi yazdıklarıma da sirayet ediyor. Zaten yazarlar etkilendikleri şeyleri yazar. Etkilenmediğimiz bir mesele yazının konusu bile olamaz. Seyahatlerimde bana ilginç gelen, unutamadığım, farklı bir şey görmüşsem vakti gelince öykülerime de konuk olur. Bir malzeme olarak. Ama türler arasında karşılıklı bir etkileşim olmuyor yazdıklarımda. Çocuk edebiyatı kafasına girince öykü yazamıyorum mesela. İkisine ayrılan mesai farklı olmalı. Dil, üslup, anlatım da öyle. Gezmeyi çok sevsem de yazdıklarımı gezi yazısına dönüştüremiyorum. Birkaç kez denesem de gezi yazısı yazmayı sevmediğimi fark ettim.
Sosyal medya kullanmıyorsunuz. Görünür olmak ve var olmak arasındaki ilişkiyi nasıl yorumlarsınız? Dijital bir mecradayız şu anda, bu bir çelişki midir yoksa imkân mı?
Faulkner’in çok sevdiğim bir sözü var: “Sanatçı gözünü karartıp kendini işine kaptırandır.” Bence bugün sosyal medya bu gayreti bizim elimizden alıyor. Sanatçılığımıza halel getiriyor. Sosyal medya kullanmayalı beri daha çok okuyorum, daha çok yazıyorum, ailemle daha çok vakit geçiriyorum. Zamanımı ellerimle kendisine teslim ettiğim sosyal medya hesaplarımı kapattığım için pişman değilim. Ama bu tamamen internete savaş açtığım anlamına gelmiyor. Dijital dergileri sıklıkla takip ediyorum. Hakiki okurların bu mecralara sıklıkla uğradığını görüyorum. Ben de gün aşırı Berhava.com’a uğruyorum mesela yeni bir yazı var mı diye. Sosyal medyada görünür olmak avantaj sağlayabilir elbette. Ama aynı işi dijital dergiler de yapıyor. Hem de daha sağlıklı bir şekilde. Keşke sosyal medyada sadece ilgilendiğimiz konular önümüze gelse, diğerlerine maruz kalmasak.
Saliha Ferşadoğlu İlhan, kimleri okur? Hayranlıkla yahut titizlikle takip ettiği yazarlar var mıdır? Türk edebiyatı mı ağırlık kazanır dünya edebiyatı mı? Okurken tür gözetir mi? Obur bir okur mudur mesela? Okurluğunuzu konuşmak isterim.
Otuz yaşıma kadar elime geçen her şeyi okurdum; vetped kitaplarından, kişisel gelişimlere, popüler romanlara kadar… Bir kitabı kötü de olsa muhakkak bitirirdim. Bayağı oburmuşum şimdi düşününce… 🙂
Otuzumdan sonra damak tadımın gelişmesiyle çok seçici olmaya başladım. Zamanın daralıyor oluşu hissi beğenmediğim kitapları bırakmama vesile oldu. İyi kitapların, ödüllü kitapların peşine düştüm. Gerçi her ödüllü kitap da iyi olmayabiliyor, bana hitap etmeyebiliyor tabi. Dünya ve Türk edebiyatını okurken dengeli bir seyir hali tutturmaya çalışıyorum. Beğendiğim kitaplar ve yazarlar sürekli değişiyor. Öyküde Hicret Birik’i keşfettim geçen ay. Dili, anlatımı aşırı hoşuma gitti. Bazı hikayelerini iki kez okudum. Son zamanlarda ise Eyüp Aygün Tayşir, Ömür İklim Demir, Mustafa Orman’ın kitaplarını çok beğeniyorum. Elena Ferrante, Annie Ernaux, Ralf Rothman’ın romanları aktı gitti okurken. Çocuk edebiyatında Delal Arya ve Hanzade Servi merakla takip ettiğim isimler.
Masada ne var? İkinci dosya için çok bekleyecek miyiz? Şu sıralar nelerle meşgulsünüz?
Öykü üzerinde çalışmaya devam ediyorum. İstediğim nitelik ve nicelikte öykülere ulaşınca ikinci dosyam için okurların karşısına çıkacağım yeniden. Umarım çok uzun sürmez.
Teşekkürler.
Ben teşekkür ederim ilginiz ve samimi sorularınız için.

Yorum Yaz