Ana Sayfa DÜŞÜNCE “Yazmak Hatırlamaktır yahut Allaben Öyküleri” – Hüseyin Ahmet Çelik
DÜŞÜNCE

“Yazmak Hatırlamaktır yahut Allaben Öyküleri” – Hüseyin Ahmet Çelik

Paylaş

Ülkü Tamer… Şair, öykücü, gazeteci, mütercim, aktör, öğretmen…Önce şair, bilhassa şair. Fakat Antep’e, çocukluğuna dair söyleyecekleri o kadar çok ki nesre yaklaştırdığı şiirleri bile kâfi gelmeyecekti, o da anılara ve anılarla beslediği öyküye başvurdu. Antep, Ülkü Tamer’de daima iyimser bir imaja, neşeli bir hatıraya karşılık gelir.

Allaben Öyküleri… Ülkü Tamer’in öyküleri, hatıra odaklıdır. Öykünün şiire, romana ve denemeye yakın bir tür olduğu hep tartışılmıştır. Ülkü Tamer’de öykü şüphesiz hatıra ile iç içedir. Ülkü Tamer’de öykü, anıların yeni bir çehreye bürünmüş hâlidir. Şiirlerinde ve anılarında anlatmaya doyamadığı Antep’i bir de öykü formuyla anlatmak istemesi şehrin Ülkü Tamer’in üzerindeki etkinin boyutuyla ilişkilendirilebilir. Dolayısıyla Ülkü Tamer’in öyküleri, onun mekanla kurduğu bağı somutlaştırmak için başvurduğu yöntemlerden biridir. Alleben Anıları’ndan sonra yayımladığı Yaşamak Hatırlamaktır’da şöyle söyler: “Yaşamım boyunca günlük tutmadım. Not tutmadım. Eş-dost toplantılarında oradan buradan anılar anlatılır ya, benimkiler de öyle zamanlarda su yüzüne çıktı. Bu kitap bir yaşam öyküsü değil. Olsa olsa, yaşamımdan çizgiler. Belirli bir sıra gözetilmeden, kendiliğinden beliren renkler. İçinde ‘karakter tahlilleri’ yok. Ufacık olaylar var. Başkalarının yaşamlarını bilemem, ama benim yaşamımı böylesine ufacık olaylar belirledi. Hepsi bu kadar değil elbet. Alleben Anıları’yla başlamıştım, bu kitapla sürdürüyorum. Belki bunu başka yazılar, başka kitaplar izler. Yaşarsam. Hatırlarsam.” Otobiyografiden uzaklaşarak, gerçekliğin sınırlarını belirsizleştirmek, Alleben’in ve Antep’in fotoğrafını bir parça flulaştırmak ister gibidir.

Ülkü Tamer’in öykülerinde Antep gizli bir kahramandır. Sitti Zeynep’in, Çete İsmail’in, Şekerci Asım’ın ve Macı Hüseyin’in beşincisi Antep’tir. Öylesine kanlı canlıdır ki varlığını hissedersiniz; size gülümser. İyi metinlerin böyle bir yanı vardır. Oğuz Atay’ın romanlarında dil ve biçim oyunları, Selim Işık, Turgut Özben, Hikmet Benol, Coşkun Ermiş gibi şahsiyet kazanmıştır, nedeyse konuşur okurla. Dostoyevski’nin romanlarında çelişki, kaygı, tutarsızlık hâli kahramanların ardı sıra yürür, bir gölge varlık gibidir. Mitat Enç’te de görürüz bu gizli kahramanı. “Bir Malûl ve Bir Gazi”yi ayrı ayrı sayarsak yirmi üç ulu vardır çarşıda. Bir ulu da çarşının kendisidir. Nefes alır, bünyesindekilerle beraber yaşar, gece çökünce istirahate çekilir ve nihayet ölür. Ülkü Tamer’in öykülerinde, anılarında ve şiirlerinde Antep güler yüzlü bir kahramandır.

Alleben Öyküleri’ni Alleben Anıları ile okumak, büyük bir imkân. Öykü kahramanlarının, mekanların, olayların izini hatıralardan takip edebilmek keyifli bir edebiyat olayıdır. O meşhur sorunun cevabı aynı zamanda: “Bu anlatılanlar gerçek mi?”

Hem öykülerde hem anılarda “aile” ve “mahalle” önemlidir. Birlik olma, paylaşma, dayanışma duygusu aileden mahalleye, oradan da şehre taşınır. Bir esnaf çocuğu olan Ülkü Tamer için şehrin tamamı sıcak ve renkli bir ailedir, dostluklar paha biçilmez hazinelerdir. 

Ülkü Tamer’in hayatının büyük kısmı Antep’te geçmez. Liseyi Robert Kolej’de, İstanbul’da okur. Yazları anne memleketi Eskişehir’e giderler trenle. Antep’te geçirdiği çocukluğuna dair zengin bir belleğe sahip olduğu açıktır. Antep’e vefalıdır; çocukluk yurdunu kişiliğini, benliğini oluşturan en önemli öğelerin başında sayar: “Gaziantep benim için sadece doğup büyüdüğüm bir kent değil. Beni oluşturan en önemli ögelerden biri. Annem, babam, ninem gibi. Ben yine onların çocukları olsaydım, ama bir başka yerde doğup büyüseydim, içimdeki birtakım zenginlikler olmayacaktı sanki. Antep’e ne zaman gitsem, o zenginlikleri yeniden yaşıyorum. Belki yok olup gitti çoğu. Ama içimde bir yerlere o zenginlikleri define gibi gömmüşüm. Onları yeniden çıkarıp keşfetme olanağını sağlıyor Antep yolculukları. Jorge Amado’nun sık sık tekrarladığım bir sözü var: ‘İnsanın anayurdu çocukluğudur.’ Bugün ben de anayurdumdayım.”

Alleben Öyküleri, bizi Alleben Anıları’na, oradan da bir şair ve yazarın çocukluğundan taşarak geniş bir coğrafyaya yayılan belleğinin derinliklerine götürür bizi. Şiir, anı ya da öykü olarak çıksa da karşımıza Ülkü Tamer için yazmak hatırlamaktır.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
DÜŞÜNCE

“Dostoyevski’nin Tövbesi” – Süleyman Karaca

İnsan Tövbesi  İnsan ruhunun en karanlık taraflarını iğdiş eden yazarlar vardır. Fakat...

DÜŞÜNCE

“Dehâ ve Dâhi” – Hüseyin Ahmet Çelik

I. “Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri,...

DÜŞÜNCE

“Unutmayan Hikâye” – Salih Erayabakan

Yeryüzü hayatı bir unutuluş tasarımıdır. Unutma diye bir zaafı –ve hiçbir zaafı–...

DÜŞÜNCE

“Görme Paralaksı” – Süleyman Karaca

Bazı eserler insanlığın ortak mirasını ve bilgeliğini farklı zamanlarda, farklı araçlarla da...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”