Ana Sayfa hüseyin ahmet çelik

hüseyin ahmet çelik

25 Makaleler
SÖYLEŞİ

Veysel Altuntaş ile “İpler Dolaşınca” Üzerine

İçinde bulunduğumuz hâlin kendisi bütün varmaların ötesinde bir anlam taşır. Sorular: Hüseyin Ahmet Çelik Adını, imzanı ilk defa bir dergide görmenin üzerinden yaklaşık...

DÜŞÜNCE

“Dehâ ve Dâhi” – Hüseyin Ahmet Çelik

I. “Ben’in Allah’ta yok olmaya koşması azizleri, insanlıkta yok olmaya koşması dâhileri, millette yok olmaya koşması kahramanları yaratmıştır” der Peyami Safa. Deha’nın kökenine...

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 02: Ümit Köksal

Fazla Mesai’de, Ümit Köksal’a şu üç şey hakkında konuştuk: Ebru, podcast ve Afrika… Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ümit Köksal, öykücü, gezgin, mühendis, gönüllü....

ÖYKÜ

“Ziyanî” – Hüseyin Ahmet Çelik

Yetmişime merdiven dayadığımı söylüyorlar. Ulu orta, yerli yersiz. Utanmazlar. Yetmiş ne ki? Ben aynı benim. Bakanlar bana gövdemi görürler…* Öyle ya, haksız da...

DÜŞÜNCE

“Dünya Edebiyatı: Fikirler, Tartışmalar ve Endişeler” – Hüseyin Ahmet Çelik

Buluş Goethe, 1827 yılında Paris’in gölgesinde bir Alman kasabası olan Weimar’daki evinde, İngilizce çevirisinden Çin romanı okuyor, Arapçayla ilgileniyor ve İranlı şair Hafız’ın...

DÜŞÜNCE

Hayat ve Yazı

Hüseyin Ahmet Çelik Raymond Carver’in yalancısıyım, Çehov’un hayat ve yazmak hakkında şöyle dediğini anlatır “Ayak İşi” öyküsünde: “Her ay görüş değiştiriyorum, dolayısıyla kahramanlarımın...

#YOKLAMA

“Anlayış değişikliği mi kopuş mu?” – Hüseyin Ahmet Çelik

Modern öykü, krizli bir tür. İki asra yakın tarihine baktığımızda öykünün ne olduğunu değil ne olmadığını konuşup durduk daha çok. Roman değildi, evet....

DÜŞÜNCE

Hikayenin İçini Doldurmak

Hüseyin Ahmet Çelik Son derece girift, büyülü ve ürkütücü bir mefhum olan zaman hakkında konuşacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Ama saatler hakkında konuşmaktan kim keyif...

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”