Ana Sayfa #YOKLAMA “Mevlâna İdris Hakkında Son Derece Kişisel Bir Yazı” – Hüseyin Ahmet Çelik
#YOKLAMA

“Mevlâna İdris Hakkında Son Derece Kişisel Bir Yazı” – Hüseyin Ahmet Çelik

Paylaş

Hayatımızdan çekilenler gün geçtikçe daha çok hasar bırakıyor. Yokluk büyür mü, büyüyor işte. Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Kaybetmeye karşı direncimiz azalıyor zamanla. Yaş almakla mı ilgili yoksa başka sebepler mi aramalı, bilemiyorum. Ailemiz, azala azala bir karara erişen dostlarımız ve rutinimiz, güvenli bir liman bulup yanaşmış gösterişsiz bir yelkenliye benziyor. Küçük değişiklikler büyük yankı uyandırıyor, denge bozuluveriyor. Hayatımızdan çekilenler gün geçtikçe daha çok hasar bırakıyor. Yokluk büyür mü, büyüyor işte. Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Mevlâna İdris’e dair yazmak bana düşer mi diye sorup durdum kendime. Ne yazık ki bir hukukumuz yoktu. Fakat Mevlâna İdris’in, okuryazarlığımın en mutena köşesinde ve dolayısıyla hayatımın göbeğinde yer edinmesini sağlayan gerekçeler vardı. Anlatayım.

Çocuk yaşta şiir yazmaya başladığımda yapayalnızdım. Yol gösterenim, akıl verenim, hatta “oku” diyenim bile yoktu. Ortaokul bitti, bir zamanlar Arif Nihat Asya’nın ve Nurullah Ataç’ın hocalık ettiği, Orhan Kemal’in ve Ruhi Su’nun talebe olduğu Adana Erkek Lisesi’nin yüksek tavanlı sınıflarında, matematikle ve Fenerbahçe’yle aramın bir daha kapanmayacak biçimde açıldığı ilkgençliğimde, şiirden başka tutamağımın olmadığını anlamıştım. Tutunduğum dalın da bir gövdeye ihtiyacı vardı kuşkusuz. 16 Şubat 2007 tarihinde Gerçek Hayat’ın Teneffüs adlı okur sayfasında ilk şiirim çıktığında, Mevlânâ İdris’le uzaktan, derinden ve tek taraflı kurduğum bağ perçinlenmişti. Yıllarca böyle devam etti. Sol tarafta sayfayı dolduran bir fotoğraf, Mevlâna İdris’in fotoğrafı anlamlandıran, gündemle ilişkilendiren üç beş kelime ya da bir iki cümlesi; sağ taraftaki okur sayfasında kimi zaman reddedilen kimi zaman kabul edilen şiirlerim, kısa denemelerim… Cuma günlerini iple çektiğim, bir dergiyi beklemenin lezzetini aldığım ılık ve yağışlı kışlar, sıcak ve nemli yazlar…  

Bir gün e-posta kutumda “üstad, beni arar mısın, acil” notunu ve telefon numarasını gördüğümde oldukça heyecanlanmıştım. Dergide yayımlanmış bir şiirimin ulusal bir yarışmada ödül almasıyla ilgili karışık bir meselede, birkaç dakikalık bir telefon konuşmasının –“maşallah epey gençmişsin”- ardından yaklaşık on yıl sonra ayaküstü bir tanışmamız oldu Mevlâna İdris’le, Eyüp’te, Muhayyel’in standında. Ne tuhaf ve ne latif bir hatıradır benim için. Adana’da lise, Kilis’te üniversite okurken, bir gün İstanbul’a gidersem muhakkak tanışmalıyım dediğim iki güzel adamdan biri, diğerine takdim ediyordu beni. Asım Gültekin’di beni tanıştıran. Nisan’ın son günleri, yıl 2019. 

Sevinebilirsin Suâda İşte Yalnızız çıktığında “Mevlâna İdris’e” imzaladım ilkin. Şubat 2018’de, karlı bir İstanbul günü Eski Kafa’ya gittim, orada bulabileceğimi sanıyordum. Bir de not bırakmıştım kitabın arasına, ilk kitabımın ilk imzasının kendisi için atılmış olmasının, benim için ne kadar mühim olduğuna dair, kısa bir not. Yoktu orada. Uğradığında (ya da uğrarsa) kendisine verebileceğini söyleyen bir kafe çalışanına teslim ettim kitabımı. Fakat Mevlâna İdris’in eline geçip geçmediğini hiçbir zaman öğrenemedim. Neden peşine düşmedim, tanışmak, sohbet etmek için neden ısrar etmedim, bilmiyorum. Söyleşilerde yazma serüvenim açısından özel bir yere sahip olduğunu hep anlattım, daima şükranla yad ettim adını. Bu bana yetti. Ötesini ve fazlasını talep etmeyi doğru bulmadım. Varsa kısmette, yollarımız kesişirdi elbet. Kesişmedi. Sanki kulağıma gaipten bir ses / Buluşmalar kaldı mahşere diyor.

İnternette ve şurda burda bulabildiğim şiirlerini bir araya getirip Yayınsız Kitaplar adını verdiğim hayalî yayınevimde bastırmıştım üniversitedeyken, sık sık okumak isterdim çünkü. (Yayınevimden çıkan diğer kitap İlhami Çiçek’in Satranç Dersleri’ydi.) Bir şairle bağ kurmanın en esaslı yolu, şiirlerinden geçiyordu nihayetinde. Neredeyse ezberlemiştim kaçak yayınladığım kitabı. Daha ne olsundu. Dahası da olmadı zaten. 

Mevlâna İdris hakkında yazılanları bir ömür imrenerek okuyacağım, dostluğuna erişenlerin hatıralarını, sahici hislerini.

Hikâyemin en başındaki kahraman, o olmasaydı belki başkası olacaktı fakat ben, başkası değil de o olduğu için hep şükrediyorum. Ruhu şâd, mekânı cennet, makamı âli olsun. Âmin. 

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Soruşturma: Öykü ve Sanalizasyon” – Aykut Ertuğrul

Dijital baskıya önsöz: Berhava’nın ilk sayısını, Güz 2015 takvimiyle yayına hazırlarken yaptığımız...

#YOKLAMA

“Naat Çalmardı” – Kadir Daniş

iki cihanın avaresi, sermesti aşkınAllah’tan başkası yokturu çok zor anladıçılgın, yalnız, küskün,...

#YOKLAMA

“Berhavasözlük’ün Kısa Hikâyesi”

Dijital baskıya ön söz: 2010’lu yıllar. Dergilerde sözlük yazıları meşhur ve yaygın...

#YOKLAMA

“Mehmet’e Mektup III” – Ömer Sürçilisan

Bugün sana hiçbir şey anlatmayacak kadar yorgun düşmüş bir adamın hıncıyla, bugün...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”