Hayatımızdan çekilenler gün geçtikçe daha çok hasar bırakıyor. Yokluk büyür mü, büyüyor işte. Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Kaybetmeye karşı direncimiz azalıyor zamanla. Yaş almakla mı ilgili yoksa başka sebepler mi aramalı, bilemiyorum. Ailemiz, azala azala bir karara erişen dostlarımız ve rutinimiz, güvenli bir liman bulup yanaşmış gösterişsiz bir yelkenliye benziyor. Küçük değişiklikler büyük yankı uyandırıyor, denge bozuluveriyor. Hayatımızdan çekilenler gün geçtikçe daha çok hasar bırakıyor. Yokluk büyür mü, büyüyor işte. Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Mevlâna İdris’e dair yazmak bana düşer mi diye sorup durdum kendime. Ne yazık ki bir hukukumuz yoktu. Fakat Mevlâna İdris’in, okuryazarlığımın en mutena köşesinde ve dolayısıyla hayatımın göbeğinde yer edinmesini sağlayan gerekçeler vardı. Anlatayım.
Çocuk yaşta şiir yazmaya başladığımda yapayalnızdım. Yol gösterenim, akıl verenim, hatta “oku” diyenim bile yoktu. Ortaokul bitti, bir zamanlar Arif Nihat Asya’nın ve Nurullah Ataç’ın hocalık ettiği, Orhan Kemal’in ve Ruhi Su’nun talebe olduğu Adana Erkek Lisesi’nin yüksek tavanlı sınıflarında, matematikle ve Fenerbahçe’yle aramın bir daha kapanmayacak biçimde açıldığı ilkgençliğimde, şiirden başka tutamağımın olmadığını anlamıştım. Tutunduğum dalın da bir gövdeye ihtiyacı vardı kuşkusuz. 16 Şubat 2007 tarihinde Gerçek Hayat’ın Teneffüs adlı okur sayfasında ilk şiirim çıktığında, Mevlânâ İdris’le uzaktan, derinden ve tek taraflı kurduğum bağ perçinlenmişti. Yıllarca böyle devam etti. Sol tarafta sayfayı dolduran bir fotoğraf, Mevlâna İdris’in fotoğrafı anlamlandıran, gündemle ilişkilendiren üç beş kelime ya da bir iki cümlesi; sağ taraftaki okur sayfasında kimi zaman reddedilen kimi zaman kabul edilen şiirlerim, kısa denemelerim… Cuma günlerini iple çektiğim, bir dergiyi beklemenin lezzetini aldığım ılık ve yağışlı kışlar, sıcak ve nemli yazlar…
Bir gün e-posta kutumda “üstad, beni arar mısın, acil” notunu ve telefon numarasını gördüğümde oldukça heyecanlanmıştım. Dergide yayımlanmış bir şiirimin ulusal bir yarışmada ödül almasıyla ilgili karışık bir meselede, birkaç dakikalık bir telefon konuşmasının –“maşallah epey gençmişsin”- ardından yaklaşık on yıl sonra ayaküstü bir tanışmamız oldu Mevlâna İdris’le, Eyüp’te, Muhayyel’in standında. Ne tuhaf ve ne latif bir hatıradır benim için. Adana’da lise, Kilis’te üniversite okurken, bir gün İstanbul’a gidersem muhakkak tanışmalıyım dediğim iki güzel adamdan biri, diğerine takdim ediyordu beni. Asım Gültekin’di beni tanıştıran. Nisan’ın son günleri, yıl 2019.
Sevinebilirsin Suâda İşte Yalnızız çıktığında “Mevlâna İdris’e” imzaladım ilkin. Şubat 2018’de, karlı bir İstanbul günü Eski Kafa’ya gittim, orada bulabileceğimi sanıyordum. Bir de not bırakmıştım kitabın arasına, ilk kitabımın ilk imzasının kendisi için atılmış olmasının, benim için ne kadar mühim olduğuna dair, kısa bir not. Yoktu orada. Uğradığında (ya da uğrarsa) kendisine verebileceğini söyleyen bir kafe çalışanına teslim ettim kitabımı. Fakat Mevlâna İdris’in eline geçip geçmediğini hiçbir zaman öğrenemedim. Neden peşine düşmedim, tanışmak, sohbet etmek için neden ısrar etmedim, bilmiyorum. Söyleşilerde yazma serüvenim açısından özel bir yere sahip olduğunu hep anlattım, daima şükranla yad ettim adını. Bu bana yetti. Ötesini ve fazlasını talep etmeyi doğru bulmadım. Varsa kısmette, yollarımız kesişirdi elbet. Kesişmedi. Sanki kulağıma gaipten bir ses / Buluşmalar kaldı mahşere diyor.
İnternette ve şurda burda bulabildiğim şiirlerini bir araya getirip Yayınsız Kitaplar adını verdiğim hayalî yayınevimde bastırmıştım üniversitedeyken, sık sık okumak isterdim çünkü. (Yayınevimden çıkan diğer kitap İlhami Çiçek’in Satranç Dersleri’ydi.) Bir şairle bağ kurmanın en esaslı yolu, şiirlerinden geçiyordu nihayetinde. Neredeyse ezberlemiştim kaçak yayınladığım kitabı. Daha ne olsundu. Dahası da olmadı zaten.
Mevlâna İdris hakkında yazılanları bir ömür imrenerek okuyacağım, dostluğuna erişenlerin hatıralarını, sahici hislerini.
Hikâyemin en başındaki kahraman, o olmasaydı belki başkası olacaktı fakat ben, başkası değil de o olduğu için hep şükrediyorum. Ruhu şâd, mekânı cennet, makamı âli olsun. Âmin.
Yorum Yaz