Ana Sayfa #YOKLAMA “Sarı Saçlarına Deli Gönlümü” – Halit Selim Dönmez
#YOKLAMA

“Sarı Saçlarına Deli Gönlümü” – Halit Selim Dönmez

Paylaş

Türkü tadında yaşamak isteyenlere…

Hayır, yanlış söyleniyor o türkünün sözleri. Abdurrahim Karakoç “bağlamışım” demiyor kitabında, “bağlamışlar” diyor. İnanmayan açar, bakar. Bakın hanımlar beyler, orada bir anlam inceliği var. Çünkü sen kendi iradenle bağlamış değilsin o gönlü. Çünkü aşkta irade olmaz, irade varsa idare vardır, yönetim vardır, denetim vardır ama aşk yoktur ortada. Alışveriş vardır, alsatçılık vardır, pazarcılık vardır, tecim vardır, hesap vardır, kitap vardır, ölçüm vardır, sayım vardır, matematik vardır, geometri vardır ama aşk yoktur asla. Oysa hesabilikten fersah fersah uzaktır aşklanma işi. O yüzden, senin o deli, o dünden hayran, o sevmeye aç, o aşka muhtaç, o biilaç, o içmeden sarhoş, o içmeden uçmuş, o ezelden ezgin, o olmayası gönlünü birisi, birileri, bir şeyler, bir kimse, hiç kimse, bir sebep, bir bahane, bir gerekçe, bir ihtimal, bir umut, bir zat, bir varlık, bir yokluk, bunlar, şunlar, onlar bir şekilde bağlamıştır bağlayacağı yere. Evet, “bağladılar” da değil üstelik; “bağlamışlar.” Çünkü ne iznin vardı senin ne de haberin. Olup biteni olup biterken izleyemedin. Çok hızlı cereyan etti bir alay olay. Ansızın elektriklendin cereyanda kalınca. Akımınına kapıldın kara sevdanın. Gözün baktı, gönlün aktı, şimşek çaktı bir kere. Olanlar oldu. Fark etmeden sevdin. Sevdin değil, sevmişsin. Aşka, maruz kalırsın zaten; aşkı seçemezsin. Hiç anlamadan bağlanırsın. Bağlandıkça dağlanırsın. Yandığınca yakarsın da yaralı yürekleri, yine o od dinmez bir an solunda. Ne olacağı mı var? Şair olur çıkarsın yolun sonunda.

Ben mi? Bense ne vakit bir yerlerde Mihriban’ı işitsem, keşke derim, esere ses verirken Musa Eroğlu sadık kalsaymış şiirin aslına. O zaman aşkın hükümranlığı karşısında insanın o büyük çaresizliği de daha iyi anlaşılabilirmiş aslında.

Aldı Ozan:

“Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.”

Yok, devamını getiremedi. Güç yetiremedi türküye. Parça parçalamıştı içini. Can çekişen bir izmariti tek hamleyle ölüme yollar gibi tez elden fırlattı tezeneyi bozkıra. Ama kıyamadı bağlamaya, usulca bıraktı kuru otlar üstüne. Belli ki hasret dışında bir makama bağlanmayacaktı bu öykü de. Hay bağlamasının, dedi sonra kahırla. Haykırmaya başladı: Seni akordu bozulasıca! Behey ayar tutmayasıca! Behey telleri kopasıca! Behey burgusu kırılasıca! Behey mızrabı yitesice! Behey sesi bitesice! Behey adı batasıca! Behey çürüyüp yatasıca! Bre basireti bağlanasıca! Behey yad ellerde harcanasıca! Behey gamı artasıca! Behey döşü deşilesice! Behey kabri eşilesice! Yardın ulan beni, kitapsız! Sen de yarılasın, kefenlere sarılasın palas pandıras… İlendikçe bilendi öfkesi. Boşa geçen yıllarının hıncını sazından alıyordu sanki. Bir tekmeyle bitiremedi de işini bağlamanın, yufka yürekliliğine yenik düşüp başladı ağlamaya.

Dörtlük de dörtlüklüğünü kanıtlayamadan yarım kaldı öylece. Kalsın varsın. İkilik çıksın çıkacaksa. Kafiyeler yarım kalsın. Yarım kalsın bu icra. Tamamı söylense de eksik kalacak bu türkü burada böylece yarım kalsın. Siler gibi oldu gözyaşlarını. İçini çekti birden. Sonuçta herkesin bir eksik yanı, her gönlün bir Mihriban’ı vardı. Kuraldı: Sevda arklarından hicran akardı. Mihriban da onu unutmayacaktı kuşkusuz. Yine de “Unutursun Mihriban’ım.” diye mırıldanmayı ihmal etmedi sahneden çekilirken. Unutursun. Mezarlar biraz da bunun içindir.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk kalması ve büyümeye direnmesidir. Şiirleri, denemeleri ve masalları ile çocuk edebiyatında...

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Naat İn” – Süleyman Karaca

1100001 : 1*97 : 1إِنَّا أَنزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةِ الْقَدْرِ tut ki koptu...

#YOKLAMA

“Naat Tavil” – Kadir Daniş

aşk kufisi dehliz sarnıç oralarda kurulmuş, mecburen Cezayirsu dökmekle sırf harlanır bu...

#YOKLAMA

“Oğlumun Kaybolan Ayakkabı Teki” – Zeynep Acar

“Hikâye rutin dışıdır. Hep olan bir şey olmaktadır ama o gün başka...

#YOKLAMA

“Naat Fâsî” – Kadir Daniş

i.kritik bir karar vermek gerekiyor şimdiseni bir daha görmek de görmemek de...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”