Ana Sayfa #YOKLAMA “Oğlumun Kaybolan Ayakkabı Teki” – Zeynep Acar
#YOKLAMA

“Oğlumun Kaybolan Ayakkabı Teki” – Zeynep Acar

Paylaş

“Hikâye rutin dışıdır. Hep olan bir şey olmaktadır ama o gün başka bir şey olur ve hikâye anlatılmaya başlar.”

Böyle diyor Güray Süngü hikâyeden bahsederken. Geçen gün, her gün olan şeyler olmaktaydı ve oğlumu bebek arabasına koyup kızımı okuluna bırakmak üzere yola çıktık. Aynı yolları yürüdük birlikte. Hemen hemen aynı konulardan konuştuk. Oğlum hayretle etrafı seyrederken kızım mütemadiyen bana bir şeyler anlattı. Okul kapısındaki uzun vedalaşma ve sarılmaların ardından kızım okulun kapısından girdi ve ben de her zamanki gibi evin ihtiyaçları için yol üzerindeki markete uğradım. Sabah saatlerinde marketlerdeki o telaşı bilirsiniz. Bir yere yetişmeye çalışanlardan azade olarak aheste aheste meyve sebze alışverişimi yaptım ve kasaya yöneldim. İşte tam o esnada oğlumun ayakkabısının tekinin olmadığını fark ettim. Düşürmüştük. Hep olan bir şey olurken bu kez başka bir şey olmuştu. Ve sanırım bizim için hikâye başlamıştı.

Zamanı adeta geriye alarak, geçmişi çoğaltarak yürümeye başladım hikâyenin içinde. Geçtiğimiz yollardan geçtim, durduğumuz ışıklarda durdum. İnsanların gözlerinde bir bebek ayakkabısı teki bulmuş olmanın şaşkınlığını aradım. Ağaç diplerine, yol kenarlarına, park halindeki araçların altına, çöp yığınlarının tepesine, kurumuş yaprak öbeklerine baka baka ilerledim. İnsanlara sordum: Acaba bir bebek ayakkabısı gördünüz mü? Oğlumun ayakkabısını düşürmüşüz de! Duvarların üzerine bakın tavsiyesi aldım birinden: İnsanlar buldukları şeyleri duvar üzerlerine bırakırlar genelde. Sahi öyle mi? Ben bir bebek ayakkabısı bulsaydım ne yapardım onu diye düşündüm. Tek bir ayakkabı kimsenin işine yaramazdı ancak ortalıkta da görünmüyordu. Eve geri döndüm.

Kızımı okuldan almaya giderken aynı şeyleri yine yaptım. Olabilecek her noktaya bakmaya çalıştım. Ayakkabıdan ümidi kesemiyordum. Aklıma “Satılık bebek patikleri; hiç giyilmedi.” kısa hikâyesi geldi. Kaybolmuş ayakkabı teki; az giyildi. Hayır. Hemingway’inki kadar etkileyici değil. Yine aynı markete girdik, belki sonradan çıkmıştır bir yerlerden diye. Sadece kayıp bir bere olduğunu söylediler ellerinde. İşte başka biri için de yeni bir hikâye!

Düşünüyorum da Güray Süngü bu ayakkabı tekinden bir öykü yazsaydı…

Yol kenarında düşürülmüş çocuk ayakkabısı tekini eline alıp ona boş gözlerle bakan adamı gören adamı gören adam bendim. Evet, bizzat kendimdim. Ancak kendime inanmak gelmiyordu içimden, öyle çok bahanem vardı ki, öyle çok kandırılmıştım ki kendim tarafından… Bu yüzden gerçek değildi yol kenarında düşürülmüş çocuk ayakkabısı tekini eline alıp ona boş gözlerle bakan adamı gören adam. O gerçek olmadığı için yol kenarında düşürülmüş çocuk ayakkabısı tekini eline alıp ona boş gözlerle bakan adam da gerçek değildi. Zaten ayakkabı da gerçek değildi. Çocuğunun ayakkabısını sokak sokak arayan kadın ayakkabıyı değil kendini arıyordu. Ama ben onun yerinde olsam kendimi aramazdım. Çünkü o da kandırıldı kendi tarafından. Hem de defalarca. Yenik düştüğü, hor görüldüğü, yok sayıldığı, hüsrana uğradığı ne varsa kendi tarafından… Düşmanı yanlış yerde arıyor. Yokuşun başında bir düşman var, onu vurmaya gidecek kendiyle vuruşacak, haberi yok. Bulmalıyım onu. Yakasına yapışıp kendi hakkındaki gerçeği söylemeliyim ona. Daha fazla inanmamalı. Kendiyle vuruşacak. Bulmalıyım… Şu sokak, bu köşe, o market… İşte orada kasada. Koşmalıyım kendine daha fazla inanmadan. Herkes bana bakıyor. Yetiştim. Kandırıyor seni. İnanma. İnanma kendine diye bağırdım. Çocuk korktu ağlamaya başladı. Bebek arabasından annesinin kucağına gitmek isterken ayakkabısının teki düştü. Kadın korku dolu gözlerle elindekileri kasaya fırlatarak çocuğu kucakladığı gibi çıktı marketten. Ayakkabıyı aldım elime, ona boş gözlerle bakarken bana bakan başka bir adam fark ettim. O adama bakan başka bir adam daha vardı…

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

#YOKLAMA

“Elipsin Şişkin Yüzündeki Afrikalılar” – Süleyman Karaca

Söz taşıdılar birbirlerine avuç avuçEn çok duyulanı bellediler sözKoştular dağlara fısıldayarakKimi bir ağacın kovuğunda,kimi kaçtığı Allah’tanMağaranın ışığındaEn çok korktuğu şeyi anlatmaya başladılar. -Allah...

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Naat Fâsî” – Kadir Daniş

i.kritik bir karar vermek gerekiyor şimdiseni bir daha görmek de görmemek de...

#YOKLAMA

“Naat Şükür” – Kadir Daniş

Leyla bir içim sudur namazda gelir bazenyattığın hasırda kestiren avare arıerik çiçekleri...

#YOKLAMA

“Soruşturma: Öykü ve Sanalizasyon” – Aykut Ertuğrul

Dijital baskıya önsöz: Berhava’nın ilk sayısını, Güz 2015 takvimiyle yayına hazırlarken yaptığımız...

#YOKLAMA

“Naat Çalmardı” – Kadir Daniş

iki cihanın avaresi, sermesti aşkınAllah’tan başkası yokturu çok zor anladıçılgın, yalnız, küskün,...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”