Ateş sönmek üzere, sırt sırta vermiş birkaç odun cılız bir gürültüyle yıkıldı. Kendisine hayrı olmayan bir iki alev, odunlarda gezinip kayboldu. Kirlenmiş çay bardakları tozun toprağın içinde öylece bekliyor.
Kimse konuşmuyor.
Herkes konuşuyor da söz yok ortada.
Ağustos böcekleri, sivrisinekler, böcekler, yarasalar… Gecenin orkestrası yerli yerinde.
Bizim oralarda ağustos ayı, ateş topu gibidir. Günün ilk ışıklarıyla başlayan sıcaklık öfkesini kusar geceye kadar. Gece, sahipsiz bir serinlik çıkar yuvasından. İnsanlarımız da öyle. Gündüz barut, gece düş…
Ayaklarımın altında ince bir dal parçası… Kırdım. Eskiden olsa bu ateş daha gür yanardı. Bir sözümüz olurdu. Geceyi, türkülerle bölerdik. Şaka bile yapardık. Eskidendi tabii. Şimdi, karşımda tırnaklarıyla yüzünü yırtan bir adam var. Bir insan mı? Bir ruh mu? Bir rutin mi?
Abim ellerini dizlerine vurdu. Yumruk yaptı. Sıktı. Dişlerini sıktı sonra… Çene kemikleri sivrildi. Güldü sonra. Kahkaha attı. Dünyanın en anlamsız en hüzünlü kahkahasıydı. Gözlerine baktım. Orada bir sis perdesi, orada uzak ve yalnız bir ev. Ya da ev mi?
Biliyorum, az sonra bir hikâye anlatmaya başlayacak.
Hep aynı hikâye.
Kalktım sandalyeden. Yanmayan birkaç dal kalmış. Attım ateşe. O cılız ateş yuttu dalları.
“Şöyle siyah olacak, parlak, cam gibi… Gören bir daha bakacak…”
“Steyşın vagon değil mi?”
“He ya! Steyşın vagon… Sülale sığar. Kırkgöz’e pikniğe gideriz. Sazını getir ama. Saz olmadan olmaz.”
Bir kahkaha daha.
Gürültüsüz, ezik, sönük bir kahkaha. Deriye geçen tırnaklar. Yolunmuş saçlar… Şakaklardan çeneye ince bir çizgi… Bir damla kan, yolunu bulmuş. Abim yolunu bulamadı. Çıkışı olmayan bir labirent gibi kendi içine dönüp duran o yollar, sonu gelmeyecek bir hikâyeye hapsetti abimi.
Başımı kaldırdım. Gökyüzüne baktım. Hava berrak, yıldızlar elimi uzatsam tutacakmışım gibi yakın. Uzaklaşmak istedim o çemberden, o kahkahadan… Bir türkü yapıştı yakama. Mahzuni Şerif, mezar kazıyordu mızrabıyla.
“siyah, cam gibi, steyşın vagon.”
Yine kahkaha…
Gecenin bağrından kopan bir tüy, süzülüp elime kondu. Aynı tüy, yıllar önce bir bahar sabahı konmuştu omzuma. Bahar müjdesi sanmıştım. Erken konuşmuşum.
Bahar dediğin bir dalın kırılması değil mi? Anlık bir aldatmaca değil mi bizim topraklarda. Yarım kalan gülüş, dağılmış bir bahçe, bir görünüp bir kaybolan serap değil mi?
Neyin müjdesi bu? Kaygısız kaç bahar geçirdim de müjde saydım bunu. Belki de ben müjde beklediğim için başladı bu hikâye. Olanı olduğu gibi kabul etseydim bozulmayacaktı o dinginlik. Terk edilmiş, hatırlanmayan bir yokluğun içinde, sefaletimizi siper edinerek kavrulup gidecektik. Gülebilirdik belki de! Gerçekten gülebilirdik her şeyi unutup.
Neyin müjdesi bu?
Polenli bir bahar sabahıydı. Henüz uyanmıştı toprak. Sabah namazını kılıp dışarıya attım kendimi. Otların üzerinde taze bir ıslaklık, toprak yoldan abimlerin evine uzanan iki teker izi. Hâlâ sıcak. Teker izlerine basarak yürüdüm. Karşımda bir araba. Siyah, cam gibi, steyşın vagon. Evin önünde şenlik havası. Gözlerindeki çapağı temizlemeye fırsat bulmayan çocuklar arabanın etrafında koşturuyor. Yengem, şaşkın. Abim, gururlu. Gözleri parlıyor.
Beni fark edince bağırdı. “Aldım sonunda. Bak, cam gibi.”
Gömleğinin kolunu çekti avuç içine, arabaya bulaşmış tozları sildi.
Kahkaha attı.
Eve döndüm. Bir şey olmuştu. Kabuğumuzu kıracak, bize yaşadığımızı; küçük sevinçlerimizi, umutlarımızı hatırlatacak bir şey.
Saatler sonra tekerler bir kere daha döndü. Toprak yolda bir çift teker izi, diğerini ezip kendine yol açan izler. Yengem direksiyondaydı. Çocuklar arkada. Abim, evin önündeki gölgelikte.
El salladım.
“Alışsın arabaya. Ben yokken lazım olur. Kullansın.” dedi.
Tekerler hızlandı.
İzler çoğaldı.
İzler birbirine karıştı. İzler kendi içine döndü, izler katlanıp dağılıp kayboldu. Önce direk, sonra uçurum… açılmayan hav yastıkları. Hava yastığı var mıydı arabada? Siyah, cam gibi… ama hava yastığı var mıydı? Uçurumun dibinde, ters dönmüş bir böcek gibiydi steyşın vagon.
Bir teker, durmadan dönen bir teker kaldı geride.
Geride, deriye geçmiş tırnaklar.
Geride, kendine dolanan o sonsuz hikâye.
Yorum Yaz