Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük IV: “mine söğüt, deli kadın hikâyeleri, delilik” – Sema Bayar
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük IV: “mine söğüt, deli kadın hikâyeleri, delilik” – Sema Bayar

Paylaş

Mine Söğüt

Mine Söğüt, Türk edebiyatında delilikle dâhiliğin arasındaki o ince çizgide kalem oynatan bir edip. Onun roman ve hikâyelerinde zihnin karanlık odaları açılır, gizli saklı ne varsa ortaya saçılır; çıldırmanın eşiğindeki karakterler kendi gerçekliklerini dayatır. Katı gerçeklik masalsı bir atmosferde fantastik unsurların omuz vermesiyle işlenir. Dili sisli ve karanlıktır. Belirsizlik, kurgunun bir parçasıdır. Eserlerinde feminizmin izi sürülür, kadın karakterler üzerinden erkeğe bir yüzleşme teklif edilir. Kendi gerçekliğiyle yüzleşmekte zorlanan insanoğlu, ötekinin hikâyesi üzerinden ayna karşısına çıkartılır. Ancak bıçakta sadece erkeklerin değil, toplumun/sistemin/düzenin parmak izi vardır. Delirmek onun kaleminde bir başkaldırıdan ziyade alternatifsiz insanın var olma biçimidir. Deliliği masaya buyur ettiği eserlerinin başında Deli Kadın Hikâyeleri gelir.

Deli Kadın Hikâyeleri

Deli Kadın Hikâyeleri tekinsizdir. Söğüt, deliliği romantize etmez yahut güzellemez. Delilik, karaktere özgürlük getirmez, toplumsal normlardan kurtarmaz, bir tür sığınak değil aksine bir sıkışmışlık hâlidir. Kitapta kendi olamayan, topluma da bir türlü uyum sağlayamayan kadınların hikâyeleri anlatılır. Karakterler Söğüt’ün zihninde büyüyüp serpilmiştir. Söğüt, öykü kişileriyle vedalaşmaz, onlarla yaşamaya devam eder. Hikâyeleri nihayete ermez. Gün gelir karakterleri yeniden perde önüne çıkar: “Madam Arthur Bey” öyküye sığamamış ve hakkındaki her şeyi anlatmak istemiştir.

Söğüt, deliliğin hakikatine dair söylemler geliştirmez, onu reel dünyanın kendi gerçekliğiyle başa çıkamamanın sonucu olarak görür. Deliliği edebî yaratımın malzemesine dönüştürür. Karakter için gelinen son nokta cinnet yahut intihardır.

Delilik

Sanatın delilikle dâhilik arasında bir yerde olduğu muhakkak. O, normalin karşısındadır, yine de sanatkâra lazım olan kontrollü bir deliliktir. Doğu’da şairlerin cinleri olduğuna inanılırken Orta Avrupa’da periler hüküm sürmekteydi. Normalin dışına çıkmak isteyen edip, vücuduna zerk ettiği zehirle hayal âleminin kapısını çalar, çeşitli spiritüel ayinler vasıtasıyla periler âlemiyle iletişime geçerdi.

İster Doğu ister Batı, iş bu görünmez varlıkların fısıltıları eşliğinde söz kanatlanır, dünya bir başka gözle temaşa edilerek edebî yaratım gerçekleşirdi. Bugün ilham perisi kovalamıyor yahut cehennem cinleriyle anlaşma imzalamıyoruz. Ancak yine de deliliğin sınırlarını yokladığımız muhakkak. Zira sanatkâr da asıl itibarıyla bir uyumsuz, belli ölçüde bir anomali. O, hayatı anlamlandırmak, kimi zaman onu daha katlanılır kılmak, kimi zaman da ruhunun sancılarını, yaşadığı hayal kırıklığını sağaltmak için kaleme kâğıda sarılıyor. Sanatkârın asıl yadırgadığı toplum da değil üstelik, kendisi. Kendini yadırgayan sanatkâr, toplumun da onu yadırgadığını düşünüyor, bu duruma ya içerliyor ya da öfke duyuyor. Her cümle hayata karşı öfkesini, kırgınlığını açık ettiği bir tirada dönüşüyor.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir

Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu biyografisini yüz kelimeyle anlatmak bir hayli güç. Düz...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XII: “sâmiha ayverdi, dost, iyi insan” – Melek Tosun

Sâmiha Ayverdi Günümüzde dahi önemli bir değere sahip olan yazar ve mütefekkir...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XI: “cemal şakar, portakal bahçeleri, zulüm” – Akif Hasan Kaya

Cemal Şakar Modern Türk öyküsünün en önemli yazarlarından birisidir. 1982’de başladığı yazarlık...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”