Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük X: “ayşe şasa, delilik ükesinden notlar, Allah ağrısı” – Tuba Kaplan
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük X: “ayşe şasa, delilik ükesinden notlar, Allah ağrısı” – Tuba Kaplan

Paylaş

Ayşe Şasa

Ayşe Şasa (1941 doğumlu), varlıklı bir ailede büyüdü. Bu “refaha” rağmen, alışılmış ezberin ötesinde, ruhunda çatlaklar açıldı ve gençlik yıllarından itibaren derin ruhsal çalkantılar yaşadı. Dinginlik bulamadı, uzun süre toplumdan soyutlandı. Çocukluğundan beri devam eden ve sonrasında hakikat arayışıyla teskin bulacak bu süreç, arayışını daima tetikledi.

Şasa, yıllar süren okuma haritasında yetiştiği çevre ve aldığı eğitimlerle çerçevelenmiş Batılı pozitivist bakıştan sıyrılarak karşılaşmaların en manalısını yaşadı. Ruhunu Şeyh İbn Arabî ile açmış, sakin bir teslimiyetle “merhametli olana doğru dur durak bilmez bir koşu” gerçekleştirmiştir. Şizofreni nöbetleriyle parçalanmış zihnini onarmak, yazmak ve yaşamakla yatışan Şasa, yazının sağıltıcı gücüyle aklını ve kalbini yeniden inşa etmeye yönelmiştir. Ona göre “Hastalık yalnızca bir vehimdir, asıl acı var olma acısıdır.” Bu anlayış ve arayış, eserlerinde hakikati arayan ve varoluşun sancısını derin bir iç hesaplaşmayla işleyen bir bilincin yolculuğuna şahit ettirir okuru.

Delilik Ülkesinden Notlar

Sinemada birçok işe imza atan Şasa, 1970’lerin sonlarına doğru sağlığının iyice bozulmasıyla sinemadan tamamen çekilmeye karar verir. Uzun bir tedavi ve inziva dönemine girer. Yazı, bu zamanlarda onun mağarasına dönüşür; Yeşilçam Günlüğü ve Delilik Ülkesinden Notlar gibi eserlerle hem dönemi hem de içsel hesaplaşmasını aktarır.

Şasa’nın tüm hayat öyküsü, oluşa dönüşen kelimelerle durdurulmuş bir hakikat arayışı olarak kalır. Onun için “damla” metaforunun kullanılması, damlalarda dahi boğulan bir ruhun denizlere gark olup hakikat tecellisiyle sulara karışmasını hatırlatır.

“Ayşe Şasa’nın, Allah’a anlamlı ve onurlu bir hikâye anlatabilme gayretiyle sürdürdüğü bu hakikat yolculuğu… Damla nihayet okyanusa kavuşmuştur.”

Şasa’nın anı türündeki Delilik Ülkesinden Notlar’ı, yazarın modern dünyayla hesaplaşmasıdır. Kendiliğine doğru kürek çekerek yardığı denizlerde, fırtına ve güneşe çekilen ruhu gibi tabiatındaki zıtlıkları fark eder: kaosla düzen, bunalımla huzur, karanlıkla aydınlık, korkuyla umut… Parçalanmış benliklerle dağılmak yerine birliğe, hakikate ulaşmak ister. Eser, bireyseli toplumsala döken bir iç deneyimdir.

Bir gün İbn Arabî’nin öğretilerine çarpan Şasa’nın hayatı artık bütünüyle başkalaşır. Karanlıkta savrulup kaybolmanın eşiğinde Allah’ın ipini fark eder. Fusûsu’l-Hikem, Allah’ın ipine tutunmasına vesile olur. Bu yeniden doğuşu şu sözlerle ifade eder: “Kıyamet günü, Yaratıcı’ya anlamlı ve onurlu bir hikâye anlatabilmeliyim.” Bu cümlede tek başına bir ordu kalabalıklığı kadar güçlü, aynı zamanda müstakil bir oluş ve estetik bir karşılaşma hissedilir. Kimsesizliğin ortasında dahi mana arayışını elden bırakmayan zarif bir kadının yeniden varoluş duasına tanık oluruz.

Allah Ağrısı

“Allah ağrısı”, Şasa’nın metinlerinde bir dua ve yakarış hâlidir. Kendi yaşam hikâyesini aktarırken bile “Allah hepimizi ve özellikle yeni nesilleri böylesi azaplardan esirgesin.” diye yalvaran bir sese rastlarız. Yalnızlığı ve acıyı reddetmeden yaraları iyileştirmeye çalışmak, yargıları kırmak ve dağılan tesbih tanelerini yeniden toplamak zordur.

Ancak o, gölgelerin arasında tasavvufi bir perdenin salınımını hissederek İbn Arabî’nin “fizikötesinden” konuşan üslubuna yaklaşmayı; ön yargılarından sıyrılıp hakikati başka bir gözle görmeyi, manzaraya bakmayı göze alabilmiştir. Perdeyi aralar ve bu kez kendi oyununu kurar. İlahi tecelli, Allah yâr.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir

Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu biyografisini yüz kelimeyle anlatmak bir hayli güç. Düz...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XII: “sâmiha ayverdi, dost, iyi insan” – Melek Tosun

Sâmiha Ayverdi Günümüzde dahi önemli bir değere sahip olan yazar ve mütefekkir...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XI: “cemal şakar, portakal bahçeleri, zulüm” – Akif Hasan Kaya

Cemal Şakar Modern Türk öyküsünün en önemli yazarlarından birisidir. 1982’de başladığı yazarlık...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”