Fazla Mesai’de, Ümit Köksal’a şu üç şey hakkında konuştuk: Ebru, podcast ve Afrika…
Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik

Ümit Köksal, öykücü, gezgin, mühendis, gönüllü. 1993’te Ordu’da doğdu. Altı aylıkken ailesiyle İstanbul’a taşındı. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Karabük Üniversitesi İmalat Mühendisliği bölümünde tamamladı. Bir şirkette uzun süre yüksek üretim mühendisi olarak çalıştı. İlk kitabı Bakakaldığı Yerlerin Sıradanlığı 2021’de Uzam Yayınları’ndan, ikinci kitabı Yüzümde Kaybolan Gölgeler ise 2023’te Fabrik Kitap’tan çıktı. Öyküleri Muhayyel, Aşkar, Ve Sanat, Post Öykü, Olağan Hikâye, Şiar dergilerinde ve Edebistan.com’da yayımlandı.
2019–2023 yılları arasında Seferber dergisinin editörlüğünü yürüttü. 2023’te Diyanet Vakfı Yayınları tarafından yayımlanan İstikamet Öyküleri ortak kitabında yer aldı. Geleneksel sanatlara ilgisi neticesinde Küçükçekmece Geleneksel Sanatlar Akademisi’nde ebru eğitimi aldı. İnsanî yardım gönüllüsü olarak, 2023–2025 yılları arasında Assalam Zanzibar’da Genel Sekreter Yardımcılığı görevini yürüttü. Ardından Malawi’de DCF’in stratejik planlamasını yapmaya başladı. Dijital içerikler de hazırlıyor.
“Ümit Köksal ile Nasıl Yazılır” podcast serisi 100. bölümüne, “Çizgisiz Harita” 12. bölümüne ulaştı. Sinema alanında da üretmeye devam ediyor ve Moon (Zanzibar) adlı belgeselin senaristi ve yardımcı yönetmenidir.
Aynı zamanda bir gezgin: 2025 yılı itibarıyla 32 ülkeye seyahat etti.
Fazla Mesai’de, Ümit Köksal’a şu üç şey hakkında konuştuk: Ebru, podcast ve Afrika…
Merhaba. Sizi öykü yazarı olarak tanıdık, mühendislik fakültesi mezunusunuz fakat pek çok alanda emeğiniz var. İlk olarak size ebru sanatını sormak istiyoruz.

Ebru sanatı, “Bir işten yorulunca diğerinde dinlen” sözünün bende karşılık bulduğu bir alan. Yorgunluğumu aldığını fark ettiğim, nefes aldıran bir uğraş. Renkleri hazırlamak, büyük bir dikkat ve özenle battal ya da çiçekli desenler oluşturmak bana derin bir huzur sağlıyor. Aslında birçok sanat dalını denedim; hangisinin bende gerçek bir rahatlama bıraktığını aradım. Sonunda ebrunun içimde en çok karşılık bulan sanat olduğunu anladım.
Kullanılan doğal malzemelerin, renklerin, suyun ve ortaya çıkan desenin üzerimde bıraktığı etki, ilk günkü gibi devam ediyor. Başlarda amatörce çalışırken, sonrasında akademide dört yıllık bir eğitim aldım. Türkiye’de deprem bölgelerinde ve ücra köy okullarında atölyeler düzenledim. Zanzibar’daki yetim kampında ise beş haftada yaklaşık 600 çocuğa ebru yaptırdım. Benim için gerçekten unutulmaz anlardı.
Bir sanatı icra etmenin ötesinde, o sanatla insanların tanışmasını sağlamak ve onların da o güzelliği deneyimlemesine vesile olmak benim için önemli. Bunu, sahip olduğum bilgiyi paylaşarak “ilmin zekâtını verme” biçimi olarak görüyorum.
“Ümit Köksal ile Nasıl Yazılır” ilgiyle takip edildi, önemli isimleri konuk ettiniz. Nasıl başladı, nasıl gidiyor? Nedir bu podcast meselesi?

Yazmaya istekli olan ve bu konuda kendini geliştirmek isteyen kişilerin gerçekten faydalanabileceği bir içerik üretmek istedim. Dergi editörlüğü yaptığım dönemde, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve dünyanın pek çok
yerinden ‘Nasıl yazabilirim?’ soruları geliyordu. Bu soruların boşa düşmemesi, cevapların bir yerde toplanması ve insanların istedikleri zaman ulaşabileceği kalıcı bir arşiv olması gerektiğini düşündüm. Böylece podcast fikri doğdu.
Başlarken serinin 100 bölüm olacağını söyledim ve her hafta düzenli yayınlayarak bu hedefi tamamladım. Bu seride bir yazarla bir kitabını ya da senaryosunu seçiyor, yazar ilk sayfasını okuyordu; ardından eser üzerinden ‘nasıl yazılır’ı konuşuyorduk. Bu süreç hem dinleyiciye hem de bana çok şey kattı. Bazen bir işe başlamak bile, üretmenin aslında insanı ne kadar beslediğini hatırlatıyor.
Ardından, “Nasıl seyahat edilir?” sorusundan hareketle hazırladığım 12 bölümlük Çizgisiz Harita adlı podcast ortaya çıktı. İnsanların ara zamanlarda, günün yoğunluğuna sıkışmadan dinleyebilecekleri; kısa, öz ve faydalı bölümler oldu. Gelen geri dönüşler, bu alanın gerçekten ihtiyaç duyulan bir boşluğu doldurduğunu gösterdi.
Çünkü yazı da yolculuk da, biriktirdiklerimi paylaşmama imkân veriyor; öğrendiklerimin başkalarına değdiğini görmek benim için en büyük karşılık. Bu yüzden ilerleyen dönemde özellikle Çizgisiz Harita için yeni içerikler üretmeyi düşünüyorum.
Birkaç yıl içinde 32 ülkeyi gezdiniz, gözlemlerinizi merak ediyoruz fakat asıl sormak istediğimiz Afrika? Lütfen bize Afrika’yı anlatın…

Afrika… Tek bir hikâyeden ibaret değil. Yüzlerce halkın, dilin, kültürün ve coğrafyanın bir araya geldiği, birbirinden tamamen farklı dünyaların aynı kıtada buluştuğu bir yer. Başlarda zihnimde ‘Afrika’ tek bir kelimeydi; ama zamanla her bölgenin ayrı bir ruhu, ayrı bir yüzü ve ayrı bir yaklaşımı olduğunu öğrendim.
Yıllardır çalıştığım işimden, konfor alanımdan istifa ettikten sonra Zanzibar’a yerleştim. Yüzbinlerce kişiye insani yardım faaliyetlerinde destek oldum. 1 yılın ardından sırt çantamla kıtanın birçok yerine gittim. Bazen bir gün süren otobüs yolculuklarında, bazen kucağıma civcivlerin konduğu on kişilik taksilerde… Bazen yüzlerce kişinin dans ettiği bir kabile düğününde tek beyaz olarak, en yakın yerleşime motosikletle saatler süren mesafelerde… Gece yarısı elektriklerin olmadığı o kabilede, karanlıkta yalnızca insanların gözlerini ve dişlerindeki beyazlığı seçebildiğim büyüleyici atmosferi yaşadım.
Bazen de yatağı deriden yapılmış lokal bir ailenin evinde misafir oldum; o evlerinsıcaklığını, misafirperverliğini, hayatın yalın hâlini gördüm. Okyanusta, çölde, festivallerde, safari bölgelerinde; bazen skydivingde, bazen raftingde, bazen de köpek balıklarıyla ya da yunuslarla yüzerek alışılmadık deneyimlerin içinde buldum kendimi. Dışarıdan bakınca sıra dışı olan pek çok şey, orada yaşarken hayatın doğal akışına dönüşüyor.
Sonunda uzun kalmaya karar verdim, şimdi de aylardır Malawi’deyim. Üç yıl önce yola çıkmadan önceki fotoğraflarıma bakınca, şimdiki hâlime göre daha yorgun göründüğümü fark ediyorum. Burada gençleştiğimi hissediyorum. Bunun, kendim olabilme imkânını bulduğumdan, stresin içinden bile gülmeyi insanlardan öğrendiğimden, her gün çocuklarla oyun oynadığım için olduğunu biliyorum.
En önemlisi, yaptığım işin anlam taşıdığını görmek beni besliyor. Pazartesiler artık beni endişelendirmiyor; hafta sonunun gelmesini beklemiyorum. Tam tersine, gelecek her yeni günü heyecanla ve umutla karşılıyorum.
Özetle Afrika benim için, gülmenin adı. İmkânsızlıkların içinden doğan büyük imkânın; dansın, hoşgörünün ve samimiyetin birleştiği yer. Doğanın ve yaratılışın zarafetini en çıplak hâliyle gösteren kıta. Hayata hangi açıdan yaklaşmak istersen, Afrika o açıyı genişleten bir yer.”
Daha uzun olmasını isterdim.
Böyle söyleşilerin artarak devam etmesini diliyorum. Hem yeni bir insan hem yeni bir hikaye keşfetmek adına…
Teşekkürler..