Ana Sayfa #YOKLAMA “Berhavasözlük’ün Kısa Hikâyesi”
#YOKLAMA

“Berhavasözlük’ün Kısa Hikâyesi”

Paylaş

Dijital baskıya ön söz: 2010’lu yıllar. Dergilerde sözlük yazıları meşhur ve yaygın mıydı, yoksa ben bu tür yazılara iltimas geçtiğim için mi öyle hatırlıyorum, emin değilim. Sözcüklerin tek tek peşine düşme, sözcükleri paranteze alarak düşünme alışkanlığı o günden bugüne tamamen terk edilmedi. Cafcaf’da, İzdiham’da, sonraki yıllarda Post Öykü ve Muhayyel’de denendi, yazıldı, okundu sözlük yazıları. (Siz hangi sözlük yazılarını hatırlıyorsunuz, yorumlara yazmayı unutmayın!) Öykü örneklerini de gördük hatta. Ömer Faruk Dönmez’in “Figân-ı Lügati’t Türk”ünü, Osman Cihangir’in “Hasar Sözlüğü”nü ve Cemal Şakar”ın Nesne Sözlüğü”nü unutmak ne mümkün. 2015’te Berhava yayına hazırlanırken berhavasözlük de ilk maddelerini vermişti. Henüz deneme sürümüydü, tuşlara nasıl basılacağını öğreniyorduk. Uzun sürmedi ama yıllar sonra Veysel Altuntaş’ın emeğiyle başka bir surete büründü, iyi oldu. (H.A.Ç.)

Şöyleydi:

A.

Anlatıcı: Önce anlatıcı vardı. Biri anlatmaya başlamasaydı, hikâyeden haberimiz olmayacaktı hatta hikâye başlamayacaktı. Anlatıcı, hikâye, roman, masal gibi metinlerde bize ses veren, bazen gizli bazen aşikâr olan varlıktır. Anlatıcı, ben, diyerek başlayabilir anlatmaya: “Bakanın gözlerini alacak kadar güzel lacivert bir takım elbisem var.”

Ya da “o” der: “Ayakkabıları boyasızdı. Kot pantolonu kirlenmişti, kahverengi paltosunu hiç çıkartmazdı zaten üstünden; yorganıydı, silahıydı, avukatıydı, yumruğuydu, savunurdu onu insanlara ve romanlara karşı.” Pek tutulmasa da, “Gözleriniz madam. Gözlerinize bakıyorum da sanki bir yangın yeri” diyen bir anlatıcıya da rastlayabilirsiniz.

B.

Berhava: Elinizde tuttuğunuz, üç aylık, öykü ağırlıklı edebiyat dergisinin adı. Yeterli gelmediyse Kubbealtı’na soralım: sıf.(Fars. ber- “üzere” ve Ar. hevā’ile ber-hevā’> ber-havā) Havaya gitmiş, uçmuş, kaybolmuş.

C.

Coşkuyla Ölmek: Şule Gürbüz’ün 2012 yılında yayımladığı, enfes dört uzun öyküsünü ihtiva eden kitabı. Öykülerin isimlerine bakar mısınız: “Ruhuna Fatiha”, “Akılsız Adam”, “Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi”, “Rüya İmiş”.

Ğ.

Ğ: Aykut Ertuğrul olmasa bu harfe ne yazacaktık bilemiyoruz. Ğ, onun bir zamanlar çıkardığı edebiyat dergisinin adı. Şimdilerde Post Öykü‘yü çıkarıyor ve ekibiyle beraber, edebiyatla uzaktan yakından ilgilenen herkese ilham verici işler yapıyor.

H.

Hikâye: Anlatmak, nakletmek, aktarmak, tekrar etmek; benzemek, taklit etmek gibi kelimelerle karşılanabilir. Birçok farklı görüş ortaya atılsa da yeni bit tür olduğu ve gelişiminin hâlâ devam ettiği kabul edilir. Doğu ve Batı edebiyatlarında benzer bir tarihsel süreç yaşamıştır. Diğer edebî türlerle olan iç içeliği nedeniyle bağımsız bir şekilde ele alınması için son yüzyıla kadar beklemek gerekmiştir. Yoğunluğu nedeniyle şiire, anlatım teknikleri açısından da romana benzetilen, daha çok bu iki türün arasında bir mevkie yakıştırılan hikâye, son yıllarda “öykü” ile karşılanmaya başlamıştır. Hikâye ile öykünün tam anlamıyla aynı tür olup olmadığı bugüne kadar sıcaklığı koruyan bir tartışmadır.


K.

Kıssa-ı Yusuf: 12. yüzyılın sonu 13. yüzyılın başlarında yaşamış olduğundan başka, kendisi hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Ali isimli bir mutasavvıf şair tarafından yazılan Yusuf ile Züleyha kıssası. Oğuz Türkçesi ile yazılan ve doğrudan Yusuf Suresi’ne dayanan bu manzum eser, Türk edebiyatında Hz. Yusuf ’u işleyen ilk metin olması bakımından önemlidir.

M.

Metinlerarasılık: Metinlerarasılık mı dediniz? Ben size onu sonra anlatırım, iyi mi siz önce Güray Süngü ile yaptığımız röportajı okuyun bence.

S.

Semiramis: Semraların küçük didinmelerle kurdukları, mutlu görünen, sakil yuvalarını dağıtan. bk. Ayfer Tunç’un “Mikail’in Kalbi Durdu” hikâyesi.

Ö.

Ömer Faruk Dönmez: 1976 doğumlu öykücü, yazar. Hep Aynı Hikâye, ilk öykü
kitabı. Sivri bir dil, alaycı bir söyleyiş ve hüzünlü bir anlatıma sahiptir. Hem sivri, hem
alaycı hem de hüzünlü olmayı nasıl başardığı ise merak konusudur. Şu sıralar esrarengiz
bir hikâyenin kahramanı olarak yaşamını sürdürmektedir.

Öykü: bk. Hikâye

U.

Uzun Çarşının Uluları: İstanbul’a hukuk okumaya gelmiş, burada gözlerini kaybetmiş, Viyana’ya giderek aydınlığın kapılarını aralamaya çalışsa da muvaffak olamamış hazin bir hikâye kahramanıdır Mitat Enç. Fakat bu hikâye gerçektir, serttir ve acıdır. Fakat Uzun Çarşının Uluları’nı anlattığı hikâyelerdeki şenlik öyle her hikâyeciye nasip olacak türden değildir. 22 hikâye vardır kitapta. Her biri Fransız işgalinin ikiye böldüğü bir yaşamın sahipleri olan tipler üzerine kurulmuştur. İlk, 1977 yılında yayımladı. Enç, 1991 yılında vefat etti.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük VIII: “asaf hâlet çelebi, om mani padme hum, mistik sembolizm” – Esma Polat 

Asaf Hâlet Çelebi İlk gençliğini işgal yıllarında idrak eden edipler neslindendir. Çocukluğunu Cihangir’deki büyük bir konakta; geniş bir aile içinde; kalfalar, halayıklar, dadılarla...

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Soruşturma: Öykü ve Sanalizasyon” – Aykut Ertuğrul

Dijital baskıya önsöz: Berhava’nın ilk sayısını, Güz 2015 takvimiyle yayına hazırlarken yaptığımız...

#YOKLAMA

“Naat Çalmardı” – Kadir Daniş

iki cihanın avaresi, sermesti aşkınAllah’tan başkası yokturu çok zor anladıçılgın, yalnız, küskün,...

#YOKLAMA

“Mehmet’e Mektup III” – Ömer Sürçilisan

Bugün sana hiçbir şey anlatmayacak kadar yorgun düşmüş bir adamın hıncıyla, bugün...

#YOKLAMA

“Elipsin Şişkin Yüzündeki Afrikalılar” – Süleyman Karaca

Söz taşıdılar birbirlerine avuç avuçEn çok duyulanı bellediler sözKoştular dağlara fısıldayarakKimi bir...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”