Sait Faik

Öykü denince akla gelen ilk isimlerdendir Sait Faik. Yazdıklarıyla aynı kaderi yaşayan bir doğa ve deniz tutkunudur o. Ona göre sanat, hayatın sırrıdır ve kendisi de bu sırrın peşine düşmüş bir araştırmacı. Döneminde Türk öykücülüğüne getirmek istediği yeniliklerden dolayı devrin muktedirleri tarafından sert ve acımasız eleştirilere maruz kalır. Hem kendisi hem de çevresindekiler dikkate alınmaz, onları anlamak yerine insafsızca eleştirir ve tahkir ederler. Hatta bir keresinde Nurullah Ataç’a hitaben “Vurma demiyorum, biraz daha insaflı ol. Ziyanı yok nereden vurursan vur…” der. Dönemindeki usta kalemlerle olan kavgasını şu sözlerle dile getirir: “Tanzimat’tan Büyük Harp başlangıcına kadar Avrupalılaşma davasında Türk aydını derin bir aciz, sefil bir iflas içindeler…” Taklidi dahi beceremeyen mukallitlerle başı hoş olmamıştır. 11 Mayıs 1954’te vefat ettiğinde Tarık Buğra “Ne kadar da gençti… kim bilir ne hikâyeler ne romanlar gitti.” der ardından.
Alemdağda Var Bir Yılan
Sait Faik’in hayattayken yayımlanmış son kitabı olan bu eser dönemin dengelerini sarsması bakımından son derece önemlidir çünkü o zamana kadar klasik dediğimiz anlatı ile hikâyeler yazıla gelmiştir. Ancak bu eserle biçim ve dil bambaşka bir yöne evrilir. Sürrealizmin etkisinin çok net görüldüğü Sait Faik, önceki yazdıklarının aksine toplumsal meseleleri bırakıp bireyin iç dünyasına odaklanır. Breton ve onun sürrealist akımından etkilenerek içinde olduğu çemberi kırar, varoluşçu felsefeyle okurun karşısına çıkar. Hidayet ve Panco karakterlerinin başat olduğu bu anlatım Türk edebiyatında daha önce olmayan yepyeni bir denemeydi. Elbette direnmeler olacaktı ve oldu da. Muhafaza etmek, kaybetmek korkusu değişimin önündeki en büyük engeldir ama Sait Faik yapacağını yaptı ve sonraki kuşakları etkileyerek bu tarzı edebiyatımıza sokmuştur. Öyle ki Gogol’a atfedilen “palto” tabiri ölümünden sonra onun için de kullanılmıştır.
Bursa
Her yazarın hatta her insanın gördüğü şehirlerin içinde ayrı tuttuğu bir yer vardır mutlaka. Sait Faik için bu şehir Bursa’dır diyemem ama mezkûr şehrin onun hayatında, edebî kişiliğinde çok önemli yer tuttuğunu söyleyebilirim. Bir sürgünle başlayan Bursa yolculuğu ilk öyküsünü yazdığı (Bursa Erkek Lisesi) ve edebiyat dünyasına ilk adımlarını attığı yerdir. Lise tahsili için geldiği Bursa’dan güzel hatıralarla ayrılmıştır. İnsanın ruh hâli üzerinde ilklerin ehemmiyeti çoktur, sonradan hikâye ve yazılarında Bursa’dan sık sık bahseder Sait Faik. Emirsultan’da, Yeşil’de Bursalı çocuklarla uçurtma uçurmuş; kopan kınnapların peşi sıra koşturmuştur. Nilüfer Ovası’nda taş köprülerden geçmiş, sokak başı çeşmelerinden soğuk sular içmiştir… Çok bilindik “Zemberek” öyküsünün mekânı yine Bursa’dır. Hülasa Bursa, Sait Faik’te derin bir iz bırakmış, onun edebî kişiliğinin oluşmasında belki de ilk ciddi durak olması bakımından dikkat çekmekte.
Yorum Yaz