“Genç bir yazarın veya şairin tek başına edebiyat dünyasına girmesi mümkün mü, yoksa birilerinin desteği veya teşviki mecburiyet mi?”
Çünkü aslolan, edebiyat dünyasına girmek değil -varsa öyle bir dünya- orada tutunabilmektir, kalıcı olmaktır, özgün ve çarpıcı bir sesi, saf bir emekle gün yüzüne çıkarabilmektir.
Bir şair veya yazarın edebiyat dünyasına tek başına girmesinin, yazdıklarıyla var olmasının
hatta geride kıymetli bir evrak-ı metruke bırakmasının mümkün olduğunu düşünüyorum.
Bununla birlikte bir şair ya da yazarın, birilerinin desteğiyle yola çıkmasının, teşvik
edilmesinin, gizli ya da açık bir el marifetiyle öne itilmesinin sanıldığı kadar kaygı verici
olmadığı kanaatindeyim. Çünkü aslolan, edebiyat dünyasına girmek değil -varsa öyle bir
dünya- orada tutunabilmektir, kalıcı olmaktır, özgün ve çarpıcı bir sesi, saf bir emekle gün
yüzüne çıkarabilmektir. Yoksa vitrinde olmanın, kameraya gülümsemenin övünülecek bir
tarafı yok. Bir de şu: Edebiyat dünyasına girememek büyük bir talihsizlik midir? “Yazı hayatı
denilen çamura bulaşmak” der Oğuz Atay, Günlükler’de. İyi bir sanatçı hak ettiği ömrü
yaşayamayabilir ama iyi bir eser elbet bir gün hak ettiği değeri görür. Tarihte alınterinin,
masum desteğin ve kayrılmanın sayısız örneği var. Hangi kapıdan nasıl girdiğimizi değil
çıkarken geride bir kapı inşa edip edemediğimizi konuşmaktan söz ediyorum.
Yapay zekâ bir sanat eseri vücuda getirebilir ama “network” bunu yapamaz. Şair ya da yazar,
-sanatçı diyelim biz ona- muhayyilesinden, çabasından ve cesaretinden güç alır. Edebiyat,
soylu yalnızlıkların kulelerinde vuku bulduğu kadar yolların kesişme noktasında da cereyan
eder. Yüzleşmekten kaçamayacağımız bir hakikat varsa o da şudur: Tanışıklıklar yazgımızın bir parçası mı yoksa sırtımızı dayadığımız bir akar mı? Desteğin ya da teşvikin bir gün tükeneceği, insanın nihayetinde kendisiyle baş başa kalacağı göz ardı edilebilecek bir problem midir?
Senaca, Aristo’ya mâl edilen ama aslında anonim bir yapıt olduğu düşünülen Problemler’e
dayanarak şöyle der: “İçinde delilik barındırmayan yüce bir yetenek olamaz.” Delilik
barındıran bir yetenek ne desteğe ne de teşvike ihtiyaç duyar. Yetenekli de olsa bir delinin
arkasında ise sonuna kadar kimse duramaz. Aynı günlük notunda şunu da söyler Atay:
“Kendimi aşabilecek bir sarsıntıdan yoksunum.” Sanatçı, yalnızca ona uzatılan eli değil,
kendini ve koşullarını da aşmak, varlığını meşru kılacak keşifler yapmak zorundadır.

- Bu cevap Şiraze dergisinin 25. sayısında “Edebiyata Gençlik Aşısı” adlı dosyada yer almıştır.
Yorum Yaz