Komşunun yarın alacağız diye emanet ettiği finoyu üç gün sonra güç bela teslim ettik. “Yok efendim nişandan sonra İzmir’e gitmişler de birkaç güne döneceklermiş de ne varmış bunda da falan filan. Uğraş dur.” Bir de bundan sebep tatava çıktı zaten Sümeyye ile. “O da Allah’ın yarattığı bir canmış, onun yaşamaya hakkı yok muymuş?” Bir tek siz seviyorsunuz zaten hayvanları. Sanki biz hayvan sevmiyoruz. Üniversiteye kadar yaz tatillerini köyde at sırtında geçirmiş adama söylenecek laf mı bu Allah aşkına! Ben hayvanları doğal ortamlarında seviyorum ama. Aramızdaki fark bu. Hasbinallah.
Sümeyye ile malum aramız limoni. Hatta buna limoni demek de yetmez. Acımtırak. Şapkayı önüme koyup düşünmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Sürekli benim beceriksizliğimden dem vurup duruyor. Hiçbir işin üstesinden gelemiyormuşum. Mesleğim dışında sosyal hayata dair hiçbir şey bilmiyormuşum. Duy da inanma! Çok sıkıcıymışım. Milletin kocası neler neler biliyor ve neler neler yapıyormuş karısı için. Şimdi bir şey diyeceğim de. Tevbe estağfurullah.
Cumartesi. Taksim’den, en sevdiğim yazarın söyleşisinden dönüyorum. Öğleye kadar acil nöbeti sorunsuz savuşturulmuş. Bir iki hırpani tip geldi ama olacak o kadar. Kafam rahat. Oh mis. Zamanında biz de hızlı yaşadık. Bu adamı hakikatenseviyorum ama. Bu sevginin birkaç esaslı sebebi var. Öncelikle felsefe, edebiyat, tarih derken okumadığı kitap neredeyse kalmamış. Buna rağmen en ufak bir kendini farklı bir yere koyma yok adamda. Öyle malumatfuruşluk filan hak getire yani. Bir keresinde Ali efendimizin kendisine yedi kere kötülük yapan birine her seferinde iyilikle muamele ederim, demesindeki bilgi biçiminin modern-rasyonel zihinle anlaşılamayacağını dile getirdi. Gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi kala kaldım mesela. Biri sana sürekli kötülük yapacak ama sen her seferinde iyilikle karşılık vereceksin. Modern, rasyonel zihin -afedersiniz ama- bunu en iyi ihtimalle enayilik olarak değerlendirir. Modern aklın kodlarının dışında bir bilgi biçimi bu. İlham, rüya hatta zuhurat tamamen kişisel ve bilgi kaynağı oysa.
Titreşiyorum. Doğru söyleşiye girmeden evvel telefonu sessize almıştım. Sümeyye! Boş kolonya şişesi almalıymışım. Son birkaç aydır cam boyama kursuna başladı. Ulan boş kolonya şişesi nerde olabilir ki? Onun gözünde beceriksizin teki olmaktan bıktım. Bu sefer kararlıyım o boş şişeler bu-lu-na-cak. Koştur koştur Gümüşsuyu’ndan Beşiktaş’a iniyorum. Biraz done istemenin zararı olmasa gerek. “Nerde bulabilirim bu boş kolonya şişelerini?” İletildi mesaj. Okudu hatta. Dur cevap geliyor. Sıkılmış insan emojisi ve “Sormasan şaşardım zaten. Hani avemelerde kozmetik ürünleri satan mağazalar var ya Rosman, Vatsıns hah onlarda varmış!” “Varmış pek güvenilir bir istihbarat değil sanki. Emin miyiz? Akşam akşam boş yere dolaştırıp durma beni?” “Yahu arkadaşlar oralardan almış işte.” Yürü Allah yürü Beşiktaş iskeleye geliyorum. On altı dakika sonra “Gıratis, İngilişhom filanda da varmış.” Tüh yav! Taksim meydanın orda vardı bu zıkkımlardan. Şimdi oraya tekrar çıkılmaz ki. Üsküdar vapura atlıyorum. On, on beş dakika sonra meydandayım. Derin bir nefes çekip belediyenin oradaki avemeye doğru tabanları yağlıyorum. Kan ter içinde dalıyorum içeri. Akşam namazı kaçtı kaçar. “Mescidi nerde buranın?”
Namazdan sonra kozmetikçilerin en üst katta olduğunu öğreniyorum patlıcan burunlu bir yeni yetmeden. Mağazaya girer girmez gözüme sakin görünüşlü bir çalışanı kestiriyorum. “Dostum bana cam boş kolonya şişesi lazım. Hem de bol miktarda.” “Abi takip et.” İçimden atomu parçalamışcasına seviniyorum. Birkaç reyon sonra burası, diye işaret ediyor. “Eyvallah birader.” Sonra da uzuyor hemen. Gururlu gururlu reyonun fotosunu atıyorum. birkaç dakika sonra “ Bunlar plastik kör müsün” cevabı geliyor patates gibi kızarmış kızgın emojiyle. Ulan hakikaten öyle. Tüh! Gitti karizma. Kör müsün, ne ya! Hemen ‘kör müsün’ denmez ki kocaya! Biraz edep. Sinirlenince başıma hemen ağrı girer zaten oldum bittim. En iyisi sakinleşmeden bir şey yazmayayım diye geçiriyorum içimden. Hakimiyet-i Milliye Caddesi’nde de İngilişhom vardı bir tane. Benim saksı böyledir. En olmadık anlarda en olmadık detayları getirip önüme koyar. Bundan sebep içinde bulunduğun şu şartlarda bunu mu düşündün be adam, diye kendime sinir olurum öyle ki. Örneğin ninemin kaybından sonra dedemin ölümü dilemesini normal karşılayıp onun bahçeye diktiği fidanlara ne olacağını düşünmem gibi. Bu gibi konularda böyle düşüncelere daldığım için kendimle gurur duymuyorum elbette ki! Ama böyle bir duygu düşünce dünyam var maalesef. Bu mağazada da yok!
Tabi ya neden Çet’e sormuyorum ki? Gerçi Çet’i boykot listeme ekleyeli bir hayli oldu. Bu ara Ceminay ile çalışıyorum. Ceminay ile çalışıyorum ne yav! Sanki evrenin sırrını çözüyorsun derler adama.
“Dostum Ceminay.”
“Selam dostum! Nasıl gidiyor? Bugün seninle yeni şeyler keşfetmek, bir şeyler üretmek ya da sadece keyifli bir sohbet etmek için sabırsızlanıyorum.
Bugün aklında ne var, neyle meşgulüz?”
“Cıvıma hemen! ”
“Anlaşıldı. Seni dinliyorum, nasıl yardımcı olabilirim?”
“Bana boş kolonya şişeleri lazım. En yakın nerde bulabilirim?”
“Araç ve kırk dakikan var mı? Esenler’de Ören Züccaciye’de bulabileceğin söyleniyor.”
“Aracım da kırk dakikam da yok! Gece acil nöbetini atlatmış bir hekimim ben yav. El insaf.”
“ Öyleyse…”
Amaan! Kabahat bende sana soruyorum. Bu saatte eve dönmekten başka çare yok.
Metro bildiğiniz gibi ana baba günü. Bakın İstanbul’un güzelliği su götürmez. Bir sengine Acem mülkünü feda etmiş şair malum. Tamam. Amenna aldım kabul ettim. Ama be kardeşim memlekette iki üç yüz dönüm arazisi olan adamın mesela kıytırık bir sitede güvenlik olmak için ne işi var ya burada? Hem de sulu arazi. Veya onlarca büyükbaşı yahut yüzlerce küçükbaşı varken? Bu tartışılacak bir konu mudur yani? Siz de bana iyi de kardeşim orada o şartlarda yaşayacak hatunu nereden bulacağız, diyebilirsiniz tabii. Hakkınızdır. Doğru söze ne denir.
Sonunda eve ulaşıyorum. Zile basmadan kapıyı anahtarla açıyorum. Kapının açılması ile karşı karşıya gelmemiz bir oluyor. Yorgunluktan bitiyorum. Tabanlarım o kadar yanıyor ve bir o kadar acıyor ki anlatamam. Ellerimin boş olduğunu görünce yüzünde o çok sinir olduğum istihza gülüşü beliriyor.
“Bulamayacağını o kadar iyi biliyordum ki!”
Yorum Yaz