Ana Sayfa #YOKLAMA “Anlayış değişikliği mi kopuş mu?” – Hüseyin Ahmet Çelik
#YOKLAMA

“Anlayış değişikliği mi kopuş mu?” – Hüseyin Ahmet Çelik

Paylaş

Modern öykü, krizli bir tür. İki asra yakın tarihine baktığımızda öykünün ne olduğunu değil ne olmadığını konuşup durduk daha çok. Roman değildi, evet. Hikâye ile arasında yalnızca tesmiye problemi yoktu, özü itibariyle de farklıydı, peki! Deneme ve şiir ile uzaktan akrabaydı ve bu iki türün imkanlarından yararlandı ne var ki bu benzerlik iyi öykü ile kötü öykünün ayırt edilmesini zorlaştırdı.   Modern Türk öyküsünde bu kafa karışıklığının izlerini sürmek hiç de zor değil.

Türler arasında bocalayan metin ile okur arasına soğukluk girdiği de muhakkak. İyi bir hikayeyle buluşan metnin kurgu unsurlarıyla güçlendirilmesi gerekirken deneme ya da şiirin yardıma çağrılması krizi derinleştiriyor. Okuru itmekle sınırlı kalmıyor aynı zamanda fasit bir dairede, kaçınılmaz olarak birbirine benzeyen öyküler çıkıyor ortaya. Dar alanda sınırlı hamlelerle ortaya konan eser, ya bir yerlerden tanıdık geliyor ya da koyu bir ferdîlikle boğuşuyor. Ya hevesimizi kaçıracak kadar aşina, ya da anlayamayacağımız kadar bireysel. İki yanıyla da fabrikasyon intibaı uyandıran öyküler sebebiyle yazarları suçlamak da bir yere kadar… Çünkü bu kriz, öykünün bizzat yapısıyla ilişkili.

Şu noktanın da altı çizilmeli: Tarihte toplumsal olaylar, siyasi kırılmalar ve kaotik dönemler edebiyatta “anlayış” değişikliğine yol açarken günümüzde dijital devrimin sebep olduğu bir “kopuş” söz konusu. Edebiyata, onun -varsa- iyileştirici gücüne ya da iyi insanların sığınağı olduğu yönündeki iyimser kanaate dair güven sarsıldı. Okur, başka bir masada izleyici hatta gamer rolünü benimsedi. Dolayısıyla günümüz öyküsü muhatabını yitirmiş, rotasını yeniden belirlemek iktizâsında bir tür olmakla karşı karşıya. Ömer Seyfettin’in, Sait Faik’in, Sabahattin Ali’nin bizi aşırdığı  tepeyi yeniden tırmanmak zorunda kalabiliriz.

Bu yazı, Söğüt dergisinin Eylül Ekim 2024 tarihli 23. sayısında yer almıştır.

https://www.otuken.com.tr/sogut-turk-edebiyati-dergisi-sayi-23-eylul-ekim-2023?srsltid=AfmBOorvZUgAzNvk8qi9lSq0lC_KdSMmrP630W6ktuXd75UERONmRtOI

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
#YOKLAMA

“Soruşturma: Öykü ve Sanalizasyon” – Aykut Ertuğrul

Dijital baskıya önsöz: Berhava’nın ilk sayısını, Güz 2015 takvimiyle yayına hazırlarken yaptığımız...

#YOKLAMA

“Naat Çalmardı” – Kadir Daniş

iki cihanın avaresi, sermesti aşkınAllah’tan başkası yokturu çok zor anladıçılgın, yalnız, küskün,...

#YOKLAMA

“Berhavasözlük’ün Kısa Hikâyesi”

Dijital baskıya ön söz: 2010’lu yıllar. Dergilerde sözlük yazıları meşhur ve yaygın...

#YOKLAMA

“Mehmet’e Mektup III” – Ömer Sürçilisan

Bugün sana hiçbir şey anlatmayacak kadar yorgun düşmüş bir adamın hıncıyla, bugün...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”