Ana Sayfa BERHAVAKİTAP “Bahçıvan ve Ölüm: Sessiz Bir Eşik” – Feyza Cengiz Dündar
BERHAVAKİTAP

“Bahçıvan ve Ölüm: Sessiz Bir Eşik” – Feyza Cengiz Dündar

Paylaş

Bulgaristanlı yazar Georgi Gospodinov, metinlerinde sık sık hafıza, zaman ve kişisel olanla gündelik hayat arasındaki geçirgenliklerle ilgilenir. Onun edebiyatında büyük tarihsel kırılmalar kadar, küçük anların ve sıradan tekrarların da önemli bir yeri vardır. Bahçıvan ve Ölüm ise bu çizginin belki de en kişisel durağı olarak okunabilir. Yazarın babasıyla kurduğu ilişki, kitap boyunca yalnızca bir arka plan unsuru değil; anlatının duygusal ve düşünsel taşıyıcısı hâline gelir. Bu yönüyle kitap, ölüm temasını soyut bir mesele olarak değil, yaşanmışlıkların içinden konuşarak ele alır.

Bahçıvan ve Ölüm boğazda yumru bırakan bir ağırlıkla kapandı; insanın hemen toparlanmasına izin vermeyen türden bir kapanıştı bu. Yine de kitap, baştan sona karanlık ya da bunaltıcı bir atmosfer kurmaz. Aksine Gospodinov, ölümü gündelik hayatın içine ustalıkla yedirir. Okur, ölümle yüzleşirken büyük bir sarsıntı yaşamaz; daha çok, zaten hayatın içinde var olan bir gerçeklikle sessizce karşı karşıya kalır.

Anlatının dili oldukça samimi ve içten. Yer yer, yazarın karşısına bir arkadaşını almış da onunla sohbet ediyormuş hissi uyandırır. Bu samimiyet, kitabın ağır temasını taşınabilir kılar. Ölüm burada yüksek sesle konuşulan bir mesele değil; sade, dürüst ve abartısız bir dille ele alınır. Tam da bu yüzden okuru uzaklaştırmak yerine kendine yaklaştırır.

Kitabın belki de en etkileyici yönü, bahçıvanlık ve bahçe üzerinden kurulan metaforlar. Toprakla uğraşmak, emek vermek, beklemek ve sonucu tamamen kontrol edememek… Tüm bunlar, ölümle kurulan ilişkiye dair güçlü çağrışımlar yapar. Bahçıvan, elinden geleni yapar ama zamanı yönetemez; tıpkı insanın hayat karşısındaki duruşu gibi. Bu bakış açısı, dünyayı bir bahçe olarak düşünme fikrini de beraberinde getirir. Dünyayı güzelleştirmek, bakım vermek ve emek harcamak bizim elimizde; sonuç her zaman garantili olmasa bile.

“Bahçıvan gittiğinde evin önündeki bahçeye ne olur… Kirazlar olgunlaşacak ve dökülecek, elmalar olgunlaşacak ve dökülecek, armutlar, mürdüm erikleri… Otlar patikayı sarmaya başlayacak. Bahçe, bahçıvanı olmadan da coşmaya devam edecek. Onun diktikleri büyüyecek, meyveye duracak. Ama yabani otlarla kendine yol açacak. Bir süre sonra onlar her şeyi ele geçirecek. Belki hemen değil, ama işler böyle yürür. Bedenler soğur, bahçeler yabani ota boğulur, çocuklar yetim kalır. Yine de bahçıvanın ölümlülüğüne rağmen bahçe bir anlamda ölümsüzdür. Belki artık tam anlamıyla bir bahçe olmayacaktır. Bir bahçe yaratmak karmaşık manevralar, doğayla savaşlar ve ateşkesler içerir. Bir yere kadar onun tarafında yer alırsın. Bahşedileni, toprağı ve onun verim gücünü kullanırsın. Ama aynı anda onu kontrol alıp ehlileştirmek için ikinci bir savaş da verirsin. Bu otlar gitsin, bu çalılar, kalsın güller, evet ama zalimce budanacak…”

Yazarın babasının bu anlayışı yaşamında da somutlaştırmış olması, anlatıyı daha da sahici kılar. Bahçeyle kurulan ilişki, yalnızca bir uğraş değil; hayata tutunma, anlam üretme ve kabulleniş biçimi olarak karşımıza çıkar. Metin, kişisel olanla evrensel olanı incelikle bir araya getiriyor ve okur, anlatılanların yalnızca kurmaca olmadığını hissedebiliyor.

Tüm bunların yanında Bahçıvan ve Ölüm, güçlü felsefi alt metinler de barındırıyor. Hayatın geçiciliği, zamanla kurulan ilişki, emek ve kabulleniş gibi kavramlar metnin arka planında sessizce dolaşıyor. Kitap, bu sorulara kesin cevaplar vermek yerine, okura düşünmesi için alan açıyor; acele etmiyor, okura da acele ettirmiyor.

Bahçıvan ve Ölüm, ölüm hakkında düşünmeyi öğretmeye çalışan bir kitap değil; ölümle birlikte yaşarken nasıl durduğumuzu fark ettiren bir metin. Bitirdiğimde elimde net cevaplar yoktu, ama içimde daha yavaş akan bir zaman hissi vardı. Belki de kitabın asıl gücü tam olarak burada yatıyor.

Georgi Gospodinov
Bahçıvan ve Ölüm
Özgün adı: GRADINARYAT I SMURTA
Çeviri: Hasine Şen Karadeniz
Yayıma Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Resmi: Lyuba Haleva
İlk Basım: Eylül 2025

Gospodinov’un kişisel web sitesine göz atmak isteyenler buradan: https://georgigospodinov.com/en

Yazarın yayınevine göz atmak isteyenler şuradan: https://janet45.com/

Фотография ©Тихомира Крумова

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÖYKÜ

“Evlenilecek Kadın” – Ümit Polat

Tam evlenilecek kadındın. Ama olmadı… Üniversite son sınıfın son haftalarındaydık. Ben İhsan’la, sen İhsan’a takılan hiç ısınamadığım Sena isimli, Malatyalı o kızla geziyordun....

İlgili Makaleler
BERHAVAKİTAP

“Granada Üçlemesi Üzerine: Sessizliğin Hafızası” – Feyza Cengiz Dündar

Radva Aşur’un Granada Üçlemesi, tarihsel anlatının sınırlarını aşarak, kaybın, sessizliğin ve kadın...

BERHAVAKİTAP

“Bir Başkasında Kendi Hikâyemizi Bulmak: Yakınlıklar” – Saliha Ferşadoğlu İlhan

“O zaman umut nerede, diyorsun, hiçbir zaman gerçekten yeni baştan başlamayacaksak, ne...

BERHAVAKİTAP

“Gerçeğe Mum Işığında Bakmak” – Emine Tay

Tek bir mum ışığı gizleri, derinleri, karanlık bir mahzeni aydınlatabilir mi? Sandor...

BERHAVAKİTAP

“Geçmişin Yüküyle Yüzleşmenin Romanı: Miras” – Mikail Çelik

BERHAVAKİTAP||MİRAS Babasının öldüğü gün hesabın kapanmayacağını anlayan bir çocuk, ailenin kalan yarısıyla...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”