Biçim ile içeriğin kaçınılmaz birlikteliği “ne” ve “nasıl” arasınaa kalın bir çizgi çekmemize müsaade etmez. Alelade bir haberi, sıradan bir olayı ya da belli belirsiz bir düşü hikâye yapan unsur biçimdir nihayetinde. İskelet doğru bir şekilde çatılmadıysa hikâye çıplak kalır.
Ne var ki hikâye edilen mesele, ünsiyet kurmamız beklenen kahraman, günün sonunda bize kalması muhtemel hisse de yabana atılamaz. Bu karmaşayı aşmak, tartışmayı daha sarih bir zemine taşımak için önerim şu: İnşa aşamasında aynı teknede yoğrulması icap eden biçim ve içerik, metin ortaya çıktıktan sonra mevzilerine dönebilir. Çünkü artık elimizde et ve kemiği sıhhatli bir şekilde ayıracak bir neşter vardır. Nereden baktığımıza dair bilinçtir o neşter.
“Ne” yazar için önceliklidir, “nasıl” okur için. “Ne” yazarın mahremi ve sorumluluğudur; “nasıl” ise okurun zevki ve tercihi. Yazmak “ne”ye, okumak “nasıl”a karşılık gelir. Sözün burasında bir noktayı da vuzuha kavuşturmalı: Yazar, konu (ne) itibariyle hukukun ya da etiğin konusu olabilir fakat eleştirinin konusu olamaz. Eleştiri makamı bir metni ancak biçim (nasıl) esaslarına göre sigaya çekebilir.
Yorum Yaz