Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir

Paylaş

Mustafa Kutlu

Mustafa Kutlu biyografisini yüz kelimeyle anlatmak bir hayli güç. Düz ayaklı bir şehirde, Erzincan’da dünyaya geliyor. Babasının işi nedeniyle birçok yer geziyor. İlk ve orta öğrenimini Erzincan’da tamamlıyor. Üniversite eğitimini ise rakımı yükselterek başka bir düz ayaklı şehirde/Erzurum’da tamamlıyor. Altmışlı yıllardır. O dönem yeni kurulmuştur Atatürk Üniversitesi. Erzurum, Kutlu hikâyesinin tohumlarının ekildiği yer olarak önümüzde duruyor. Zira Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Ak Hocalarla irtibatı o yıllarda başlıyor. Malumunuz Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinin kurucu dekanı Mehmet Kaplan’dır. Kaplan, Kutlu’yu ve bizi Ahmet Hamdi Tanpınar’a, Fuat Köprülü’ye bağlıyor. Düz ayaklı ikinci şehir Erzurum’da bu izi iyi takip ediyor Kutlu. Hareket dergisi ve Ezel Erverdi ile bu iz üzerinde tanışıyor. Anadolu’da keçi yolu olarak beliren bu iz, yedi tepeli şehirde uzun ve geniş yola/hikâyeye dönüşecektir. Yedi tepeli şehirde yollar genişliyor Ortadaki Adam’a, Yoksulluk İçimizde’ye, Ya Tahammül Ya Sefer’e, Sır’ra, Uzun Hikâye’ye, Beyhude Ömrüm’e … dönüşüyor. Yollar genişliyor sinemaya, yollar genişliyor Dergâh dergisine, yollar genişliyor gazete yazılarına, yollar genişliyor…

Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş

Mustafa Kutlu’nun Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş adlı eseri, modern dünyanın üretim ve tüketim ilişkilerini ahlaki, kültürel ve insani boyutlarıyla sorgulayan denemelerden oluşur. Yazar bu kitapta özellikle “kanaat ekonomisi” kavramı üzerinden kapitalist tüketim anlayışına eleştirel bir bakış geliştirir; bireyin kalbi, vicdanı ve tabiatla ilişkisi üzerinden alternatif bir hayat tasavvuru sunar.

Mustafa Kutlu, kanaat ekonomisini kendi çocukluğundan, yani ellili yıllardan başlatıyor. Tabiat bilgisi dersine ve ilkokul öğretmenine kulak veriyor. Tabiatla savaşı zafer olarak anlatan öğretmenini sitemle yad ederken “tüketim ekonomisi”nin o yıllardan başladığını ifade ediyor.

“Kanaat ekonomisini genel çerçevede ele alacak olursak:

Amacı: Ahlak Nizamı

Sınırı: Hududullah (İhtiyaç sınırı, Hz. Peygamber’in ve ashabının hayatı)

Nedeni: Yabancılaşma (Hududullahı aşmak, mal biriktirmek)

Yöntemi: Reddetmek (İhtiyaç fazlasını tüketmemek; Kur’an-ı Kerim’de nerede namaz geçse orada zekâtın zikredilmesi)

Kanaat ekonomisi iktisat tarihçilerinin gündemine girmiyor ve sanatçı ve edebiyatçıların kendi aralarında tartıştığı iyi niyetli bakış açısını da aşamayacak sanırım. Durumu eleştirmek için söylemiyorum. Yazar da bu toplumun içinde yaşıyor sonuçta. Bir birey olarak üzerine düşeni yapıyor ve kendine yöneltiyor soruyu:

“O hâlde bize düşen nedir?”

Modern zamanlarda kapitalist üretim tarzına gücü yetmeyen bilinçli her birey gibi, gücünün yeteceğine inandığı alandan, tüketim ekonomisi üzerinden cevaplıyor sorusunu:

“Şudur: Bu ‘tüketim ekonomisi’ne karşı ‘kanaat ekonomisi’ni zihnen-fikren-ilmen oluşturup uygulamak.”

Kutlu’nun kanaat ekonomisini tüketim tarzı üzerinden inşa etmesinin elbette bir sebebi var:

“Nereden çıktı bu ‘kanaat ekonomisi’ derseniz, cevap veriyorum: Öteden beri kapitalizmin ek yerinin (yumuşak karın) ‘tüketim’ olduğuna inanmışımdır.”

Esasında yazarın asıl amacının kapitalist üretim tarzını ortadan kaldırmak değil; tıkır tıkır işleyen çarka, tekere çomak sokmak olduğunu anlayabiliyoruz.

Kanaat

 “Kanaat ekonomisi” üretim tarzından ziyade tüketim tarzı üzerinden anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Kavramın istikametini bizden çok “kanaat” kelimesinin sözlük anlamı belirliyor.

“Kanaat” kelime olarak Türk Dil Kurumu sözlüğüne baktığımızda:

  1. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulma, fazlasını istememe.
  2. Yetinme.

gibi anlamlara gelmektedir. Açıklamalardan anlaşılacağı üzere kelimeyi anlamlandırma “ürün” üzerinden hareket ediliyor. İslami teamülde geçen “Mülk Allah’ındır.” ve “Rızkı veren Huda’dır.” tasavvufi hâllere dayanıyor.

Meselenin diğer yapı taşları da var elbette. Tasavvufta, “bir lokma bir hırka” ve “azla yetinip elindekine razı olma” gibi felsefeler dinî bir mertebe olarak anılıyor. Ve yine İslam Ansiklopedisindeki “kanaat” maddesine baktığımızda benzer ifadelere rastlıyoruz.

Sözlükte “payına razı olma” manasında mastar olan kanaat terim olarak “kişinin azla yetinip elindekine razı olması, kendisinin ve sorumluluğu altında bulunanların ihtiyaçlarını asgari ölçüde karşılayabileceği maddi imkânlarla iktifa edip başkalarının elindeki şeylere göz dikmemesi, aşırı kazanma hırsından kurtulması” şeklinde açıklanmakta; hırs, tamah, şereh (hazlara düşkünlük) ve tûl-i emel gibi kavramlarla ifade edilen mal ve dünya tutkusunun kalpten silinmesiyle kazanılan ahlâkî bir erdem olarak değerlendirilmektedir.”

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XII: “sâmiha ayverdi, dost, iyi insan” – Melek Tosun

Sâmiha Ayverdi Günümüzde dahi önemli bir değere sahip olan yazar ve mütefekkir...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XI: “cemal şakar, portakal bahçeleri, zulüm” – Akif Hasan Kaya

Cemal Şakar Modern Türk öyküsünün en önemli yazarlarından birisidir. 1982’de başladığı yazarlık...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük X: “ayşe şasa, delilik ükesinden notlar, Allah ağrısı” – Tuba Kaplan

Ayşe Şasa Ayşe Şasa (1941 doğumlu), varlıklı bir ailede büyüdü. Bu “refaha”...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”