tenekedeki ateş ölmek üzere.
biraz daha sokuldum. hiç, dedim. nasıl hiç, dedi. hiç işte oğlum. biz sizi ararız bile demediler. dişlerini sıktı. yumruğunu sıktı. tenekeye tekme attı. üç kere tükürdü. sıvasız beton, ateşin son ışıklarını yakaladı yuttu. kıpırdadım. tenekeye yaklaştım. gideyim artık, dedim. beklerler. kırık bir gülümseme oturdu dudaklarına. gerçekten beklerler mi, dedi. hala evin babasıyım. öyle umuyorum yani, dedim.
rüzgar başladı.
gece soğuk olacak. sen de oyalanma buralarda tekneye git. üşümezsin, dedim. üç kere tükürdü. ne zaman ısındık ki, dedi. üç kere daha tükürdü.
kalktım. ayaklarım uyuşmuş, anamm anam anamm amma da üşümüşüz. her yanım uyuşmuş, dedim. biraz hızlı yürü karıncalanmaya başlarsın, dedi. köprüyü geçip aydınlığa çıktım. arkamdan bağırdı, bu sefer olacak, dedi. nereden biliyorsun, diye bağırdım ben de. rüyamda tavşan boku gördüm, hırkana yapışmıştı, dedi.
üç kere tükürdüm.
cadde ışıl ışıl.
vitrinlerde süslü eşyalar, ışıltılı hayatlar, hiç ağlamayan, acıkmayan, üşümeyen çocuklar. vitrinde oyuncak istemeyen, çikolata istemeyen, ayakkabı istemeyen çocuklar. üç kere tükürdüm. ayaklar. bu sefer olacak. yine ayaklar. bu sefer olacak. korkan ayaklar. bu sefer olacak. yol veren ayaklar. bu sefer olacak. korkan ayaklar. bu sefer olacak. tiksinen ayaklar. bu sefer olacak. rüstem abinin ayakları. abi bir dal sigara versene. söz işe başladığımda hepsini öderim, dedim. utana sıkıla. baştan ayağa süzdü beni. hayırdır, dedi. neşen yerinde. abi hamza rüyasında görmüş. bu sefer olacak, dedim. sigarayı uzattı. al lan dümenci seni, dedi. sırıttı. dümenciydim ya. evde de dümen yapıyordum. çok güzel duymuyordum mesela. kapıcının tehditlerini, zehra’nın söylenmelerini, esmanın alınacaklar-asla alınmayacaklar- bu sefer olursa belki- listesini… çok güzel duyuyordum herkes uyuduktan sonra. herkes her şeyi unutup uyuduktan sonra esmanın ağlayan bebeğini, göğüs kafesini dolduran hırıltılı nefesini, zehranın serinliğini…
bir hırsız gibi girdim eve.
zehra duydu.
o itin yanındaydın değil mi yine. sigara içmişsin, dedi. tek eksiğin buydu değil mi, dedi. içmek istiyorsan hak edeceksin, dedi. erkek gibi erkek olacaksın önce. sonra ne zıkkımlanacaksan zıkkımlan, dedi. git bak esma orada. senden istediklerini yazmış defterine. esma uyuyordu. baktım defterine. tenekedeki ateş harlandı.
sabah olmuş.
kaskatı uyandım. zehra yorganı almış üzerine. lavaboya gittim. aynaya baktım. bu sefer olacak dedim. saçlarımı taradım. yüzümü kanata kanata traş oldum. olduğu kadar toparlamaya çalıştım kendimi. çıkacakken esma geldi. listesini uzattı. gülümsedi. gece boyunca yağan karlar eridi. çıktım. rüstem abi’den bir dal daha istedim. verdi. dümenci dedi yine. fiyakanı düzeltmişsin, dedi sonra. bu sefer olacak abi, dedim. yürüdüm.
randevum vardı. bir odaya aldılar. sıcaktı. ıslanmış ayaklarımı ısıtabilirdim biraz. jilet gibi bir genç oturdu karşıma. kendisini tanıttı. konuştuk biraz. sorular sordu. cevapladım. şirin görünmeye çalışarak cevapladım. sizi neden işe alalım, diye sordu en son. esmanın ellerini, yamuk yumuk harflerle hazırladığı listesini, zehranın serinliğini, faturaları, kapıcıyı, büfedeki rüstem abiyi, tek dal sigaraları, tenekedeki ateşi, hamzayı söyleyemedim. yutkundum. ihtiyacım var, dedim. ilk kez yüzüme baktı. saçlarımda gezindi. jilet kesiklerine baktı. kıyafetlerime baktı. tiksinerek baktı. takımını kirletmiş bir lekeymişim gibi baktı. maalesef, dedi. başvurduğunuz pozisyon için gerekli şartları taşımıyorsunuz, dedi. dişlerini gösterdi, başarılar, dedi. üç kere tükürdüm.
tavşan boku işe yaramamıştı.
hava buz kesiyordu.
eve dönmeyi denedim. esmanın elleri yolları kapattı. köprüye yürüdüm. hamza orada yoktu. tekneye gittim. brandayı kaldırdım. hamza oradaydı. buz olmuştu. üç kere tükürdüm. yanına uzandım.
Yorum Yaz