Ana Sayfa ÖYKÜ “Ciğeri Temiz Edebiyatçı” – Veysel Altuntaş
ÖYKÜ

“Ciğeri Temiz Edebiyatçı” – Veysel Altuntaş

Paylaş

Berberin elinde kalem var. Durmadan yazıyor. Tıraş sırası bekleyenlerin sabrı köpürmüş ama berber, köpüğü değil kelimeleri kıvamlı hâle getirmekle meşgul.

Sadece hızlı bir sakal tıraşı olmak isteyen savcı, yüzü yarı köpüklü hâlde sandalyeye çökmüş. Aynadaki yansımasında bir gariplik sezen gözlerini, yansımasındaki gözlerinden kaçırıyor. Başının dönmeye başlaması da cabası. Koltuğa yaslanıp gözlerini kapatıyor.

Tam o sırada kapı açılıyor. İçeriye büyük edebiyatçı giriyor.

Tüm müşteriler doğrulup ceketlerinin düğmelerine davranıyor.

Edebiyatçı bu seremoniyi beklemeden koltuğa kuruluyor.

Bir çırak ilgiyle penuar seriyor üzerine. Âdeta kutsal bir metni ciltliyormuş gibi.

Berber hâlâ yazıyor. Kalemi elinden düşmüyor. Yavaşça, deftere yazmaktan vazgeçmeyerek büyük edebiyatçının yanına geliyor. Ama tam sayfanın ortasında küçük bir saç teli! Az önce tıraş olan yaramaz çocuktan kalmış olmalı.

Duruyor.

Üflüyor.

Saç teli kımıldamıyor.

Bir kez daha… Daha kuvvetli…

Nefesi, büyük edebiyatçının kulağını yalayıp yanağına yerleşiyor.

Büyük edebiyatçı kaşlarını çatacak gibi oluyor ama duruyor.

Yazmayla uğraşan bir berbere kızmak… Yok yok, hoşgörülü olmak daha yerinde.

Tıraşın başlaması gerek ama berberin zihni başka yerde.

Kuramlar, teoriler, büyük anlatılar, minör anlatılar…

Kalem hâlâ parmaklarının arasında. Büyük edebiyatçı başta hoş gördüğü bu durumu izliyor, izliyor… Ama sabrın da bir sahili var.

Defteri bir anda elinden alıyor. Yazılanlara göz atıyor.

Kaşlar daha da çatık.

“Ne bu?”

Yeni bir tür mü? Bir tür deneme mi?

Sonra tıraş olması gerektiğini hatırlıyor.

Berberin takılı kaldığı o saç teline bakıyor.

Küçücük ama inatçı. İnce, kıvrık, huysuz bir tel.

Üflüyor. Hiç.

Bir kez daha… Sadece uç kısmı kıpırdıyor.

Kendinden bu kadar emin bir saç teli daha önce görmüş müydü? Bir saç teli bu kadar karizmatik olabilir miydi? Gıcık bir karizmatiklik.

Bu kez sinirle ciğerini dolduruyor. Ve üflüyor. Ama bu sefer bir öksürük başlıyor.

Birden. Şiddetli.

Boğulur gibi oluyor.

Göğsünden gelen uğultulu, sarsak bir öksürük. Zaman duruyor. Çıraklar panik içinde.

Berberin kalemi ve defteri yere düşüyor. Kılların üstüne.

Dört dakika… Beş… Öksürük hafiflemeye başlıyor.

Çıraklardan biri bir bardak su getiriyor. Büyük edebiyatçı bardağı alıyor, ciğeri hâlâ gıcık içinde. Çevresindekilere dönüyor, sesi kısık ama hâlâ muktedir:

“Nefesim yetmedi. Şu sigarayı azaltmam lazım.”

Ve suyu bir dikişte içiyor.

Bardağın dibindeki küçük saç telini görmeden.

2 Yorumlar

  • Kalem, kendini yenilemeye yeni Ufuklara Yelken açmaya devam ediyor Yine farklı bir teknik farklı bir kurgu

  • Sıradan bir berber dükkanı ve masası bir anlatım. Keşke devam etse öykü. Kendini okutan, yormayan bir öykü. Tebrik ederim 🤍

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

İlgili Makaleler
ÖYKÜ

“Bu Bir Birgündür” – Merve Uygun

Uçuşan acı zerreleriyle dolu geniş bir ışık huzmesi üzerine düşerken gölgesi zift...

ÖYKÜ

“Hikâyenin Kalbi” – Ali Güney

Gece. Serin bir rüzgâr. Kaldırımlarda ürkek tıkırtılar. Sokak lambalarının sisle dansı. Bir...

ÖYKÜ

“Selviler Arasında” – Feyza Cengiz Dündar

                                                  Sesi ruhuma işleyen dedem’e ve tüm unutulmuş hikayelere… Sokağın sonunda eski...

ÖYKÜ

“Güneşi Alnında Taşıyan Kız”- Saliha Ferşadoğlu İlhan

Yusuf’un Züleyha’sı, Sezar’ın Kleopatra’sı, Süleyman’ın Hürrem’i neyse Ilgın da o olmak istiyordu....

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”