Berberin elinde kalem var. Durmadan yazıyor. Tıraş sırası bekleyenlerin sabrı köpürmüş ama berber, köpüğü değil kelimeleri kıvamlı hâle getirmekle meşgul.
Sadece hızlı bir sakal tıraşı olmak isteyen savcı, yüzü yarı köpüklü hâlde sandalyeye çökmüş. Aynadaki yansımasında bir gariplik sezen gözlerini, yansımasındaki gözlerinden kaçırıyor. Başının dönmeye başlaması da cabası. Koltuğa yaslanıp gözlerini kapatıyor.
Tam o sırada kapı açılıyor. İçeriye büyük edebiyatçı giriyor.
Tüm müşteriler doğrulup ceketlerinin düğmelerine davranıyor.
Edebiyatçı bu seremoniyi beklemeden koltuğa kuruluyor.
Bir çırak ilgiyle penuar seriyor üzerine. Âdeta kutsal bir metni ciltliyormuş gibi.
Berber hâlâ yazıyor. Kalemi elinden düşmüyor. Yavaşça, deftere yazmaktan vazgeçmeyerek büyük edebiyatçının yanına geliyor. Ama tam sayfanın ortasında küçük bir saç teli! Az önce tıraş olan yaramaz çocuktan kalmış olmalı.
Duruyor.
Üflüyor.
Saç teli kımıldamıyor.
Bir kez daha… Daha kuvvetli…
Nefesi, büyük edebiyatçının kulağını yalayıp yanağına yerleşiyor.
Büyük edebiyatçı kaşlarını çatacak gibi oluyor ama duruyor.
Yazmayla uğraşan bir berbere kızmak… Yok yok, hoşgörülü olmak daha yerinde.
Tıraşın başlaması gerek ama berberin zihni başka yerde.
Kuramlar, teoriler, büyük anlatılar, minör anlatılar…
Kalem hâlâ parmaklarının arasında. Büyük edebiyatçı başta hoş gördüğü bu durumu izliyor, izliyor… Ama sabrın da bir sahili var.
Defteri bir anda elinden alıyor. Yazılanlara göz atıyor.
Kaşlar daha da çatık.
“Ne bu?”
Yeni bir tür mü? Bir tür deneme mi?
Sonra tıraş olması gerektiğini hatırlıyor.
Berberin takılı kaldığı o saç teline bakıyor.
Küçücük ama inatçı. İnce, kıvrık, huysuz bir tel.
Üflüyor. Hiç.
Bir kez daha… Sadece uç kısmı kıpırdıyor.
Kendinden bu kadar emin bir saç teli daha önce görmüş müydü? Bir saç teli bu kadar karizmatik olabilir miydi? Gıcık bir karizmatiklik.
Bu kez sinirle ciğerini dolduruyor. Ve üflüyor. Ama bu sefer bir öksürük başlıyor.
Birden. Şiddetli.
Boğulur gibi oluyor.
Göğsünden gelen uğultulu, sarsak bir öksürük. Zaman duruyor. Çıraklar panik içinde.
Berberin kalemi ve defteri yere düşüyor. Kılların üstüne.
Dört dakika… Beş… Öksürük hafiflemeye başlıyor.
Çıraklardan biri bir bardak su getiriyor. Büyük edebiyatçı bardağı alıyor, ciğeri hâlâ gıcık içinde. Çevresindekilere dönüyor, sesi kısık ama hâlâ muktedir:
“Nefesim yetmedi. Şu sigarayı azaltmam lazım.”
Ve suyu bir dikişte içiyor.
Bardağın dibindeki küçük saç telini görmeden.
Kalem, kendini yenilemeye yeni Ufuklara Yelken açmaya devam ediyor Yine farklı bir teknik farklı bir kurgu
Sıradan bir berber dükkanı ve masası bir anlatım. Keşke devam etse öykü. Kendini okutan, yormayan bir öykü. Tebrik ederim 🤍