Ana Sayfa BERHAVASÖZLÜK berhavasözlük VI: “orhan kemal, ekmek kavgası, hayat” – Yasin Taçar
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük VI: “orhan kemal, ekmek kavgası, hayat” – Yasin Taçar

Paylaş

Orhan Kemal

Orhan Kemal denilince akla Çukurova gelir elbette, yoksulluk gelir; fabrikalar, işçiler, gariban mahalleler, futbolcu olmak isteyen çocuklar, ev içi kavgaları, bir de bekçiler. Orhan Kemal’in Adana’da doğması ve büyümesi, İstanbul’da kitapları çok satmadığı için hiçbir zaman refaha kavuşamamış olması elbette bunda etkilidir. Orhan Kemal bildiği, gördüğü, yaşadığı, dinlediği hayatı yazmıştır. Onun edebiyatı propagandist bir edebiyat değildir, içinde bulunduğu hayatı yansıtan, gerçeği gösteren, insanı anlamaya çalışan bir edebiyattır. Onun için Orhan Kemal’in edebiyatının merkezinde ideolojiler, büyük davalar yoktur; insan vardır, sadece insan, her yönüyle insan. Yine aynı sebepten onun insanları bütünüyle kendisidir, her yönüyle ortadadır; zavallılığıyla olduğu kadar suçlarıyla, iyilikleriyle olduğu kadar günahlarıyla, ciddiyetiyle olduğu kadar komiklikleriyle ve bu komiklikler, ciddilikler, günahlar, iyilikler asla yapay değildir, gündelik hayatın içinde nasıl ve ne kadar olacaksa o kadardır. Yani Orhan Kemal komik bir karakter veya kötü bir karakter yazmak için oynatmaz kalemini, o bir insanı anlatır ve insanın hayatında neyden ne kadar varsa o kadar yer alır eserde. Orhan Kemal’in karakterleri bir yanıyla gridir bu yüzden, siyah ve beyaz ayrımı çok da keskin değildir, herkes kadar iyidir herkes kadar kötü karakterleri.

Ekmek Kavgası

Ekmek Kavgası Orhan Kemal’in ilk eserlerinden birisi. 25 öyküden oluşan kitap, ekmek kavgası nezdinde farklı mesleklerden, yaşlardan insanların aynı derdine ışık tutuyor. Büyücülerin, işçilerin, liselilerin hayatlarından sahneler; evlerde, sokaklarda, adliyelerde, hatta hapishanelerde geçen hikâyeler bize hayatın ve insanın hep aynı yönünü gösteriyor aslında: Mekânlar, kişiler değişebilir ama insan olanın derdi yoksulluk, zorluk, çaresizlik ve hepsine rağmen yaşamaya çalışmak ama mutlu bir şekilde yaşamaya çalışmak. Bu nedenle öykülerde diyaloglar canlı ve sahidir, ajitasyona yer yoktur. Edebiyat ve sözün büyüsü hikâyenin önüne geçmez, hikâye her zaman öndedir, hikâyenin gerçekliği ve doğallığı da kitabı zaten edebî yapar. “Bir İnsan” öyküsünde avukatın oğlu yıkılmıştır mesela, babasını annesini kaybetmiştir; açtır, işsizdir, seneler evvel tanıdığı bir adama yalvarır âdeta, iş ister ondan, beyefendi diye seslenecek kadar nazik ama insanların açgözlü kurtlar olduklarını söyleyecek kadar öfkelidir, yine de öyküde drama yoktur, arabesk unsurlar yer almaz. İki adamın diyaloğunu okuruz ve sanki çok alelade gibidir. Oysaki büyük bir acı, çaresizlik vardır ama Orhan Kemal bize öyle ölçülü bir şekilde aktarır ki öykü bittikten bir süre sonra idrak etmeye başlarız hikâyeyi. Hemen ardından gelen “Teber Çelik’in Karısı” öyküsünde de yoksulluk vardır mesela ama tema tamamen farklıdır. Ailesi açken maaş almadım diye yalan söyleyip parayı fahişelerde yiyen Teber Çelik ve borçlu olduğu bakkaldan hiçbir şey alamayıp bekçinin teklifini kabul ederek bir kuytu köşede birlikte olan, bekçiden karşılığında para alan karısının hikâyesidir. Bakıldığında karı koca suçlu, hatta ahlaksızdır, bir haber olarak görülse okuyan herkesin tepkisini çekerler, kimse onları anlamaya çalışmaz. Ama Orhan Kemal öyle bir anlatır ki hiçbir okuyucu karı kocaya öfkelenmez, büyük vukuatlar bir anda sanki çok sıradan olaylarmış gibi gelir. Çünkü Orhan Kemal’in derdi vaaz vermek değildir, iyiyi veya kötüyü anlatmak değildir, o örneğin bu öyküsünde ne karı kocanın işlediği suçu aklar ne de suça işaret çekmek ister. O sadece anlatır, insanların yaşadığı hayatlardan bir kesit sunar, o kadar.

Hayat

Orhan Kemal için hayatın ne anlama geldiği aslında buraya kadar okuduklarınızdan da pekâlâ anlaşılabilir fakat ben yine de bir ilave yapacağım. Orhan Kemal 1951 yılında Adana’dan çıktı ve İstanbul’a yerleşti. Ekmek Kavgası’ndaki öyküleri ise 1940’larda yazılmış öyküleri. Neden önemli? Çünkü Orhan Kemal edebiyatında iki dönem vardır. İlki, Adana’da yaşadığı dönemdir ki o dönemde yazdığı eserlerde “iyimserlik” hâkimdir. İkincisi İstanbul’da yaşadığı dönemdir ki o dönemde yazdığı eserlerde de “karamsarlık” hâkimdir. Orhan Kemal, İstanbul’da aradığını bulamaz, kitaplarından iyi paralar kazanamaz, Adana’daki dostlarını özler, çocukluğunu özler. Adana onun için futboldur, avareliktir, çalışmak ama dostlarda atmaktır yorgunluğu. İstanbul’da ise yalnızdır, tekinsizdir İstanbul, büyüktür, Adana onun evidir ama İstanbul bir türlü evi olmaz. Onun için Orhan Kemal’de hayat kendi hayatıyla anlama bürünür ve edebiyatında da suret kazanır. Ekmek Kavgası’nda (1949) karakterlerin hayatı ne denli zor olursa olsun her zaman bir ışık vardır, iyimserdirler, mutlu olmaya çabalamaktadırlar. Ama örneğin Kanlı Topraklar’da (1963), Hanımın Çiftliği’nde (1961) yine zor hayat yaşayan karakterler ama bu kez karamsar karakterler vardır. Hayatın zorluğu onları ele geçirmiştir, mutlu olmaya değil bir şekilde yaşamaya, ömrü tamamlamaya çabalamaktadırlar. Velhasıl Orhan Kemal için hayat iyimser başlayıp karamsar biten, zorluğun mutluluğu bastırdığı, karanlığın ışığa hâkim geldiği bir yolculuktur ve edebiyatı da bu seyirde devam etmiştir. Orhan Kemal’in edebiyatı, gerçekliğin edebiyatı bile aştığı, edebiyatı bile bastırdığı bir şölendir.

Yorum Yaz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SÖYLEŞİ

Fazla Mesai 01: Ali Güney

Fazla Mesai’de Ali Güney’le üç şey hakkında konuştuk: Sosyal inovasyon, kültür yönetimi ve yayıncılık yaz okulu. Hazırlayan: Hüseyin Ahmet Çelik Ali Güney, öykücü....

İlgili Makaleler
BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIV: “mevlâna idris, romantik tilki, arkadaşlık” – Ayşe Taçar

Mevlâna İdris 1966 yılında Kahramanmaraş’ta doğan yazarın en büyük özelliği, hep çocuk...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XIII: “mustafa kutlu, kalbin sesi ile toprağa dönüş, kanaat” – Kuddusi Demir

Mustafa Kutlu Mustafa Kutlu biyografisini yüz kelimeyle anlatmak bir hayli güç. Düz...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XII: “sâmiha ayverdi, dost, iyi insan” – Melek Tosun

Sâmiha Ayverdi Günümüzde dahi önemli bir değere sahip olan yazar ve mütefekkir...

BERHAVASÖZLÜK

berhavasözlük XI: “cemal şakar, portakal bahçeleri, zulüm” – Akif Hasan Kaya

Cemal Şakar Modern Türk öyküsünün en önemli yazarlarından birisidir. 1982’de başladığı yazarlık...

“Korku ile ümit demişler. Korkacaksan kendinden kork, ümit edeceksen kendinden ümit et. İlerde uçurum var diyen, seni korkutuyor mu? Uçurum var demek, korkutmak değildir ki. Düştüysen, uçurum var diye değil, uçuruma yürüdüğün için düşersin. Korkacaksan, uçurumdan haber verenden korkma, uçurumdan da korkma; kendinden kork ki yürüyen sensin, düşen sensin. Korku böyle, ümit de böyle. Gemi var demek, ümit vermek değildir. Tufandan, gemi var diye kurtulmazsın, tufandan, gemiye binersen kurtulursun. Ümit bağlayacaksan, gemiden haber verene bağlama, gemiye de bağlama; kendine bağla ki yürüyen sensin, binen sensin. Korku ve ümit, ölü için geçerli değildir. Uçurum yok deyip yalan mı söyleyelim? Olmaz. Gemi var deyip seni hayale mi sürükleyelim? Olmaz. Ümit nedir? Ümit iptir, tutunursun. İp ölçüdür. Ölçüye tutunacaksın. Nasıl olsa uçurum yoktur diye ümit edilir mi? Edilmez. Uçurum olduğu bilinir; ama iple yürünür, ölçüyle yürünür, dengeli yürünür. Korku da sendedir, ümit de sendedir; yeter ki hayatın her manasını tanıyabilmek için, hayatın her yerine girecek cesaretin ve büyüklüğün olsun.”