
Orhan Kemal
Orhan Kemal denilince akla Çukurova gelir elbette, yoksulluk gelir; fabrikalar, işçiler, gariban mahalleler, futbolcu olmak isteyen çocuklar, ev içi kavgaları, bir de bekçiler. Orhan Kemal’in Adana’da doğması ve büyümesi, İstanbul’da kitapları çok satmadığı için hiçbir zaman refaha kavuşamamış olması elbette bunda etkilidir. Orhan Kemal bildiği, gördüğü, yaşadığı, dinlediği hayatı yazmıştır. Onun edebiyatı propagandist bir edebiyat değildir, içinde bulunduğu hayatı yansıtan, gerçeği gösteren, insanı anlamaya çalışan bir edebiyattır. Onun için Orhan Kemal’in edebiyatının merkezinde ideolojiler, büyük davalar yoktur; insan vardır, sadece insan, her yönüyle insan. Yine aynı sebepten onun insanları bütünüyle kendisidir, her yönüyle ortadadır; zavallılığıyla olduğu kadar suçlarıyla, iyilikleriyle olduğu kadar günahlarıyla, ciddiyetiyle olduğu kadar komiklikleriyle ve bu komiklikler, ciddilikler, günahlar, iyilikler asla yapay değildir, gündelik hayatın içinde nasıl ve ne kadar olacaksa o kadardır. Yani Orhan Kemal komik bir karakter veya kötü bir karakter yazmak için oynatmaz kalemini, o bir insanı anlatır ve insanın hayatında neyden ne kadar varsa o kadar yer alır eserde. Orhan Kemal’in karakterleri bir yanıyla gridir bu yüzden, siyah ve beyaz ayrımı çok da keskin değildir, herkes kadar iyidir herkes kadar kötü karakterleri.
Ekmek Kavgası
Ekmek Kavgası Orhan Kemal’in ilk eserlerinden birisi. 25 öyküden oluşan kitap, ekmek kavgası nezdinde farklı mesleklerden, yaşlardan insanların aynı derdine ışık tutuyor. Büyücülerin, işçilerin, liselilerin hayatlarından sahneler; evlerde, sokaklarda, adliyelerde, hatta hapishanelerde geçen hikâyeler bize hayatın ve insanın hep aynı yönünü gösteriyor aslında: Mekânlar, kişiler değişebilir ama insan olanın derdi yoksulluk, zorluk, çaresizlik ve hepsine rağmen yaşamaya çalışmak ama mutlu bir şekilde yaşamaya çalışmak. Bu nedenle öykülerde diyaloglar canlı ve sahidir, ajitasyona yer yoktur. Edebiyat ve sözün büyüsü hikâyenin önüne geçmez, hikâye her zaman öndedir, hikâyenin gerçekliği ve doğallığı da kitabı zaten edebî yapar. “Bir İnsan” öyküsünde avukatın oğlu yıkılmıştır mesela, babasını annesini kaybetmiştir; açtır, işsizdir, seneler evvel tanıdığı bir adama yalvarır âdeta, iş ister ondan, beyefendi diye seslenecek kadar nazik ama insanların açgözlü kurtlar olduklarını söyleyecek kadar öfkelidir, yine de öyküde drama yoktur, arabesk unsurlar yer almaz. İki adamın diyaloğunu okuruz ve sanki çok alelade gibidir. Oysaki büyük bir acı, çaresizlik vardır ama Orhan Kemal bize öyle ölçülü bir şekilde aktarır ki öykü bittikten bir süre sonra idrak etmeye başlarız hikâyeyi. Hemen ardından gelen “Teber Çelik’in Karısı” öyküsünde de yoksulluk vardır mesela ama tema tamamen farklıdır. Ailesi açken maaş almadım diye yalan söyleyip parayı fahişelerde yiyen Teber Çelik ve borçlu olduğu bakkaldan hiçbir şey alamayıp bekçinin teklifini kabul ederek bir kuytu köşede birlikte olan, bekçiden karşılığında para alan karısının hikâyesidir. Bakıldığında karı koca suçlu, hatta ahlaksızdır, bir haber olarak görülse okuyan herkesin tepkisini çekerler, kimse onları anlamaya çalışmaz. Ama Orhan Kemal öyle bir anlatır ki hiçbir okuyucu karı kocaya öfkelenmez, büyük vukuatlar bir anda sanki çok sıradan olaylarmış gibi gelir. Çünkü Orhan Kemal’in derdi vaaz vermek değildir, iyiyi veya kötüyü anlatmak değildir, o örneğin bu öyküsünde ne karı kocanın işlediği suçu aklar ne de suça işaret çekmek ister. O sadece anlatır, insanların yaşadığı hayatlardan bir kesit sunar, o kadar.
Hayat
Orhan Kemal için hayatın ne anlama geldiği aslında buraya kadar okuduklarınızdan da pekâlâ anlaşılabilir fakat ben yine de bir ilave yapacağım. Orhan Kemal 1951 yılında Adana’dan çıktı ve İstanbul’a yerleşti. Ekmek Kavgası’ndaki öyküleri ise 1940’larda yazılmış öyküleri. Neden önemli? Çünkü Orhan Kemal edebiyatında iki dönem vardır. İlki, Adana’da yaşadığı dönemdir ki o dönemde yazdığı eserlerde “iyimserlik” hâkimdir. İkincisi İstanbul’da yaşadığı dönemdir ki o dönemde yazdığı eserlerde de “karamsarlık” hâkimdir. Orhan Kemal, İstanbul’da aradığını bulamaz, kitaplarından iyi paralar kazanamaz, Adana’daki dostlarını özler, çocukluğunu özler. Adana onun için futboldur, avareliktir, çalışmak ama dostlarda atmaktır yorgunluğu. İstanbul’da ise yalnızdır, tekinsizdir İstanbul, büyüktür, Adana onun evidir ama İstanbul bir türlü evi olmaz. Onun için Orhan Kemal’de hayat kendi hayatıyla anlama bürünür ve edebiyatında da suret kazanır. Ekmek Kavgası’nda (1949) karakterlerin hayatı ne denli zor olursa olsun her zaman bir ışık vardır, iyimserdirler, mutlu olmaya çabalamaktadırlar. Ama örneğin Kanlı Topraklar’da (1963), Hanımın Çiftliği’nde (1961) yine zor hayat yaşayan karakterler ama bu kez karamsar karakterler vardır. Hayatın zorluğu onları ele geçirmiştir, mutlu olmaya değil bir şekilde yaşamaya, ömrü tamamlamaya çabalamaktadırlar. Velhasıl Orhan Kemal için hayat iyimser başlayıp karamsar biten, zorluğun mutluluğu bastırdığı, karanlığın ışığa hâkim geldiği bir yolculuktur ve edebiyatı da bu seyirde devam etmiştir. Orhan Kemal’in edebiyatı, gerçekliğin edebiyatı bile aştığı, edebiyatı bile bastırdığı bir şölendir.
Yorum Yaz